Sponsorlu Bağlantılar

Namaz vakitleri ve cemaatle namaz

| 09 Nisan 2012 | 0 Comments |

   

Şüphesiz ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli bir farz olmuştur.” (1)

Mevla Teala bu ayeti kerimede namazların belli vakitlerle farz kılındığını beyan etmiştir. Ancak bu vakitleri burada mücmel olarak zikredip, bunu başka ayeti kerimelerde açıklamıştır. Geçen dersimizde işlediğimiz “Namazlara ve orta namaza devam edin” (2) ayeti kerimesi de, farz namazların beş tane olduğuna delalet etmekte, lakin bunların vakitlerine delalet etmemektedir. Şimdi vakitlerin tafsilatına delalet eden ayeti kerimelere kısaca bir göz atalım:

1–”Güneşin (zeval vaktinde) kayması anından, gecenin kararmasına kadar namazını kıl, sabah namazını da (öylece eda et)…” (3)

Müfessirlere göre bu ayeti kerime beş vakit namazı ifade etmektedir. Şöyle ki: Güneşin zeval vaktinden kaymasından, gecenin karanlığının basmasına kadar olan zamanda kılınması gereken farzlar, öğle ve ikindi namazlarıdır. Karanlığın basmasından fecr–i sadığa kadar olan zamanda kılınması gereken farz namazlar akşam ile yatsı namazları, fecir vaktinde kılınacak farz namaz ise sabah namazıdır.

2–”Haydi akşama girerken, sabaha ererken, Allah’ı tesbih (tenzih) edin (namaz kılın)”(4) Bundan murat gündüzün iki ucunda olan sabah ve akşam namazlarıdır.

Sonra Mevla Teala “Göklerde ve yerlerde hamd O’na aittir. Gündüzün nihayetinde de, öğle vaktine vardığınız zamanda (Allahı tenzih edin, namaz kılın.)” (Rum süresi 18)

Bu ayeti celilede ki “Aşiyyen” ifadesiyle tamamen geceleyin kılınan yatsı namazı kastedilmiştir. “Öğle vaktine vardığınız zaman” kavli şerifiyle de, tamamen gündüzün kılınan öğle namazı kastedilmiştir.

Böylece burada zikredilen farz namazların sayısı dört olmuştur. İkindi namazına gelince, Mevla Teala onun şeref ve kıymetini göstermek için, “Asra (ikindi namazına) yemin olsun” (5) buyurarak onu tek olarak zikretmiştir.

3–”Gündüzün iki tarafında, gecenin de yakın saatlerinde namazı hakkıyla kıl.”(6) Ayeti celile de geçen “Gündüzün iki tarafı” tabiri sabah namazıyla, ikindi namazının farziyetini ifade eder. Çünkü her ne kadar sabah namazı, gündüzün birinci (başlangıç) tarafı henüz meydana gelmeden, ikindi namazı da gündüzün ikinci (son) tarafı zuhur etmeden önce bulunuyorsa da, bu iki namaz gündüzün iki ucunda yer almış gibidir.

Ayeti celile de ki “Gecenin de yakın saatlerinde” kavli şerifi akşam ve yatsı namazlarının farziyetini gösterir.

Ayeti kerimede geçen “Zülefen” (yakın saatler) lafzı cemi olup, ceminin de en azı üç olduğundan bazı alimler bununla vitir namazının vücubuna delil almışlardır.

4–”Güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de, Rabbini hamd ederek tesbih et. Gecenin bir kısım saatleriyle, gündüzün etrafında da tesbih et ki, razı olasın (Allahın rızasına ererek memnun olasın)” (7)

Müfessirler bu ayetteki hamd ile tesbihten maksadın namaz olduğunu belirttiler.

Beyzavi’ye göre güneşin doğmasından önceki tesbih, sabah namazı, batmasından önceki öğle ve ikindi namazlarıdır. Gecenin bir kısım saatlerindeki ise akşam ve yatsı namazlarıdır. Gündüzün etrafında (başında ve sonunda) tesbih et ifadesiyle, önemine binaen sabah ve akşam namazlarına ikinci defa dikkat çekilmiştir.

İşte beş vakit namazın ayrı ayrı beş vaktini gösteren ayeti kerimeler bunlardır. Namazın vakitlerini beyan eden Hadisi şeriflere gelecek olursak, bunlardan da bir ikisini zikredelim:

Resülullah Sallallahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu: “Cibril Bana, Beytullah’ın yanında iki kere imamlık yaptı. Bunlardan birincide; öğleyi gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra her şey gölgesi kadarken ikindiyi kıldı. Sonra güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman akşamı kıldı. Sonra yatsıyı, şafak (ufuktaki aydınlık) kaybolunca kıldı. Sonra şafak söküp oruçluya yemek haram olunca sabahı kıldı.

İkinci sefer; öğleyi bir önceki günün ikindisinin vaktinde, her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi, her şeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri geçince kıldı. Sonra yeryüzü ağarınca da sabahı kıldı.

Ve Cibrîl Aleyhisselam Bana yönelip: ‘Ey Muhammed! Bunlar senden önceki peygamberlerin vaktidir. Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır!’ buyurdu.” (8)

Bir diğer Hadisi şerifte Resülüllah Sallallahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ki namazın bir ilk vakti, bir de son vakti vardır. Muhakkak ki, öğle namazının ilk vakti, güneşin zeval (tepe noktasından batıya meyil) anıdır. Son vakti de ikindinin girdiği andır. Şüphesiz ki ikindi vaktinin evveli, vaktinin girdiği andır. Vaktinin sonu da güneşin sarardığı zamandır.

Ve şu muhakkak ki, akşam vaktinin evveli, güneşin battığı andır. Vaktinin sonu da şafağın (ufuktaki aydınlığın) kaybolduğu andır. Şüphesiz ki yatsı vaktinin evveli, ufuğun (gök kenarının) kaybolduğu andır. Vaktinin sonu ise gecenin yarılandığı andır. Şüphesiz ki sabah vaktinin evveli fecrin (aydınlığın) doğduğu zamandır, vaktinin sonu da, güneşin doğduğu andır.” (9)

Zikretmiş olduğumuz Hadisi şerifler beş vakit namazdan her birinin ilk vakti ile son vaktini belirtmektedir. Namazlar, gösterilen bu iki vakit arasında muteber olmakla beraber, ilk vaktinde kılınmalarının ehemmiyetine pek çok Hadisi şerif de dikkat çekilmiştir. Gerçi namazın vakitlerini tayin için Cebrail Aleyhisselam’ın gelip namazları öncelikle ilk vaktinde kıldırmış olması da, namazları ilk vaktinde kılmanın efdaliyetine delalet etmektedir.

Namaz hususunda, önemle üzerinde durulması gereken bir diğer husus da, namazın cemaatle kılınmasıdır. Pek çok kişi namazını kılmakta, fakat cemaate maalesef gerektiği şekilde önem vermemektedir. Halbuki, ezanı duyan kişinin cemaati terk etmesine ruhsat verilmez, çünkü o son derece kuvvetli bir sünnettir. Ayrıca, Efendimiz cemaatle namaz kılmanın fazileti hakkında pek çok Hadisi şerifler beyan buyurmuş, ümmetine bu konuda pek çok tenbih ve uyarılarda bulunmuştur.

Efendimiz “Üç kişi bir köyde veya çölde bulunurda aralarında (ezan okumaz ve) cemaatle namaz kılınmazsa, mutlaka şeytan onlara galip gelir. O halde sen cemaate devam et, çünkü kurt (sürüden) uzak kalanı yer.” (10) buyurmuştur. Rezin şu ziyade de bulunmuştur: “Zira insanın kurdu şeytandır. Onu yalnız yakaladı mı yer.”

İbni Mesud Radıyallahü anhdan rivayet edilmiştir ki, Efendimiz şöyle buyurdu: “Her kim yarın Allah–u Telaya müslüman olarak kavuşmak isterse şu namazlara devam etsin nerede çağrılırsa (ezan okunursa orada hemen cemaate koşsun) Sonra İbni Mesud şöyle devam etti: “Şüphesiz Allah sizin Peygamberinize süneni Hüda (doğru yollar) meşru (tayin etti) etti. Bu namazlar da süneni hudâ’dandır. Eğer siz cemaatden geri kalıp evinde kılanlar gibi evlerinizde kılsanız, elbette Peygamberinizin sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terk edince de elbette sapıtmış olursunuz. Herhangi bir kişi güzelce abdest alır da şu camilerden birine gitmeyi kastederse mutlaka Allah–u Tela o kişiye (o yolda) attığı her adıma karşılık bir hasene yazar onu bir derece yükseltir ve bir günahını siler. (Biz Müslümanlar olarak bu namazları cemaatle kılardık.) Şüphesiz ben, bizi şu halde görürdüm ki, cemaatten ancak münafıklığı belli olanlar geri kalırdı ve yine muhakkak ki bir adam tek başına cemaate gelemediğin de, iki kişiye dayanarak getirilir, safa dikilirdi.” (11)

Bir başka Hadisi şerifte Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdu: “Kişinin cemaatle kıldığı namazın sevabı evinde ve sokağında (dükkanında) kıldığı namazından yirmi beş derece üstündür. Şüphesiz sizin biriniz güzelce abdest alarak sadece namaz niyetiyle camiye gelirse, camiye gelinceye kadar attığı her adıma karşılık mutlaka Allah–u Teala onu bir derece yükseltir. Ve bir günahını siler. Mescide girdiğinde namazı beklemek için durduğu müddetçe, namazda sayılır. Ayrıca kimseye eziyet etmemek ve abdestli bulunmak şartıyla namaz kılacağı yerde durduğu müddetçe melekler: ‘Ey Allahımız! Onu affet, ona rahmet et’ diye dua da bulunurlar.” (12)

Bir diğer rivayette ise: “Cemâatle namaz kılmak yalnız başına namaz kılmaktan yirmi yedi derece daha üstündür.” (13) buyurulmuştur.

İnsan sevap kazanmak niyetiyle namaz kıldığına göre, evde kılacağına biraz daha gayret göstererek camiye gidip cemaatle namaz kılmalı ve bu kadar büyük sevabı kaçırmamalıdır. Dünya işlerinde herkes istinasız “bir” yerine, “yirmi beş” kat daha fazla kazanmayı tercih edecek olmasına rağmen, iş ahiret kazancına gelince maalesef pek çoğu bu büyük kazanca ilgisiz kalmaktadır.

“Fevâid–i Behiyye” de zikredildiğine göre, Muhammed b. Semâe rahimehullah diyor ki:

“Bir keresinde cemaate yetişemedim. Cemaatle kılınan namazın sevabı yirmi beş derecedir diye, sayıyı tamamlamak için o namazı yirmi beş defa kıldım. Sonra rüyamda birinin bana “Ey Muhammed b. Semâe! yirmi beş kere kıldın ama meleklerin Amin demesi ne olacak.” dediğini işittim. Meleklerin amin demesinden maksat ise “İmam Fatiha süresini okuduktan sonra “Amin” deyince melekler de amin derler. Kimin “Amin” demesi meleklerin “Amin” demesine rastlarsa, o kişinin geçmiş günahları affolur.” (14)

İşte rüyada bu Hadisi şerife işaret edilmiştir. Tüm bunlardan anlaşılan, cemaatle kılınan namazın sevabını, yalnız başına kılmakla elde etmek kesinlikle mümkün değildir.

Cemaati terk edenleri tehdit mahiyetinde ise, pek çok hadisi şerifler vardır. Lakin şuurlu bir müslüman için hiçbir tehdide gerek yoktur. Çünkü Allah ve Resülünün emir ve rızaları madem bu yönde, öyleyse bu yeterli bir sebeptir. Zaten bu işin şuur ve idrakinde olmayan birine de, bin çeşit tehdit dahi boş gelir.

Mevla Teala hazretleri, son nefesimize kadar, tüm namazlarımızı vaktinde ve cemaatle kılabilmeye bizleri muvaffak eylesin.

1– Nisa: Süresi: 103

2– Bakara: 238

3– İsra: 78

4– Rum: 17

5– Asr: 1

6– Hud: 114

7– Taha 130

8– Tirmizî, Salât 113, No: 149 1/278, Ebü Dâvud, Salât 2, No: 393, 1/160, Müsnedi Ahmed: 3081, 1/713

9– Tirmizi, salat: 114, No: 151, 1/283, İbni Ebi Şeybe, Kitabussalât: 91/3, 1/351

10– Ebu Davud, Salat 46, 4/150, Nesei, İmamet 48, (2, 106, Ahmed ibni Hanbel 5/196, 6/446

11– Müslim, Mesacid: 257, Ebu Davud Salat, 46, Nesei İman 5, İbn–i Mace, mesacid: 14

12– Buharî, Salat 87, Bedü’l–Halk: 7, Müslim, Mesacid: 272, Ebu Dâvud, Salât: 20, İbn–i Mâce, Mesacid: 14, 19

13– Buharî, Ezân 30, Müslim, Salât 272

14– Buhari, Ezan: 111,113, 125, Müslim, Salat: 71, 72, Ebu Davud, Salat: 140,168, Tirmizi, Mevakit: 71,83, Nesei, İftitah: 33, 34

Kaynak: Beyan dergisi, 01-2004

   

Kategori: Namaz

hep haber

Benzer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

hepsaglik