Sponsorlu Bağlantılar

Hacc’in iç anlamı

| 09 Nisan 2012 | 0 Comments |

   

İbadetlerin İç Anlamı

HACC

 

İnsanın nasıl ki bir bedeni bir de rûhu, bir maddî bir de mânevî yönü varsa, dînin de bir zâhiri bir bâtını, yani bir dış yüzü bir de iç yüzü vardır. İbâdetlere görünen şekillerinin ötesinde bir iç anlam vermenin, bâtınî bir yorum getirmenin eski bir geleneği bulunmaktadır. Bu alanla daha çok tasavvuf mensupları ilgilenmiştir.

 

Bâtınî yorumlar dînin zâhirini küçük görmeyi veya onu red ve inkâr etmeyi gerektirmez. Bu yönden tasavvuf anlayışı, tarihteki yıkıcı Bâtınîlik mezhebinden ayrılmış olur. Ölçü şudur: Zahirî ve bâtınî yorum ve izahlar ruh ve beden gibi birbirini tamamlamak durumundadır. Zâhire dayanmayan bâtınî açıklama geçersiz olduğu gibi, bâtını hiçe sayan zâhirci görüş de eksik ve yanlıştır.1

 

İbâdetlere, görünen şekillerine ve dış yüzlerine ilâve olarak bir takım yorumlar getirmek ve iç anlamlar üzerinde durmak, onlara daha bir canlılık ve derinlik kazandırır. Böylece sembolik ve şekilden ibâret gibi görünen bâzı hareketler, insanın gönlünde ve kafasında yeni bir anlam ve boyut elde etmiş olur.

 

HACCIN İÇ ANLAMI

 

Kelime olarak “hac”, hem Allah’a doğru yönelme hareketi, hem de benliğe egemen olma çabası anlamına gelir.2

 

Hac ibadeti sırasında yapılması gerekenler kısaca şöyle özetlenebilir: Mekke civarında kutsal toprakların sınırına (mîkat) gelince günlük elbiseler çıkarılır ve “ihram” denilen iki parça kumaştan oluşan özel bir kıyafete girilir. Baş açıktır. Hac süresince kişi kendisini, kendi benliğini unutmaya çalışır. Kâbe tavaf edilir. Bütün günü ulvî düşüncelerle geçirmek üzere Mekke civarındaki Arafat’a gidilir. Daha sonra Müzdelife’de gecelenir, oradan Mina’ya geçilir ve şeytan taşlanır, kurban kesilir. Mekke’ye dönülür. Kâbe tavaf edilir. Safâ tavaf edilir. Safâ ve Merve tepeleri arasında yedi kere hafif koşu şeklinde gidilip gelinir.

 

İbadetler arasında en sembolik olanı Hac’tır denebilir. Acaba bütün bu hareketler neyi ifade etmektedir? Onların bir takım iç anlamları var mıdır? Bu gibi konular üzerinde duranlar neler söylemişlerdir?

Meselenin bir tarihî, bir de kişisel yönü vardır. Tarih cephesi, ilâhî menşe’li eski kültürler ile İslâmiyet arasındaki bağlar ve devamlılık konusunda ilgi çekici bir ipucu olma özelliğine de sahiptir. Hac sırasındaki hareketlerle ilgili olarak tarihî arka plânı şöylece özetlemek mümkündür:

 

Hac esnasında veya her ziyarette tavaf edilen, “Allah’ın evi” (Beytullah) olarak da isimlendirilen Kâbe yeryüzündeki en eski mâbettir. İlk olarak Hz. Adem tarafından inşa edildiği kabul edilir. Hz. İbrahim’in eliyle yeniden yapılmıştır. İslâmiyet’ten önceki devirlerde de kutsal sayılan bir yapıdır.

Haccın en önemli rükünlerinden biri olan Arafat’ta vakfeye sahne olan mekânla ilgili şunlar anlatılır: Hz. Âdem ile Havva, Cennet’ten uzaklaştıkları zaman kaybolmuşlardı, birbirlerini arıyorlardı. Yalnızlık içindeydiler, nihayet Allah’ın lûtfuyla Arafat’ta buluştular, hasretle kavuştular. Müslümanlar, Âdem’le Havva’nın torunları olarak, Arafat’taki vakfe sırasında, sanki o günleri hatırlarcasına, Allah’a minnet ve şükranlarını sunarlar. Dua ve niyazlarda bulunurlar, O’na daha bir içten yönelirler ve âdetâ ilâhî varlıkta kaybolmak isterler.

 

Şeytan taşlamayla ilgili tarihî olarak anlatılan şudur: Hz. İbrahim Allah’tan başka kimseyi sevmediği iddiasına sahipti. Aslında bu düşünce güzel ve her mü’minde bulunması gereken bir tavırdır. Ama insanoğlu beşerdir, iyi niyetine rağmen her zaman istenen olgunluk seviyesini tutturamaz. Mutlak kemal Allah’a mahsustur. Peygamber de olsa Yüce Allah, Hz. İbrahim’i sözkonusu iddiasında imtihan etmek üzere, kendisinden sevgili oğlunu boğazlamasını istedi. Onlar ailece bu çetin imtihandan başarı ile çıkmasını bildiler.

 

Şeytan, kararından caydırmak üzere ilkin Hz. İbrahim’e geldi, sonra kocasını vazgeçirsin diye Hz. Hacer’e gitti ve son olarak da, kurban olmayı reddetmesi için çocuğun, yani bizzat Hz. İsmail’in yanına vardı. Herbiri de onu taşlayarak yanlarından kovdular. İşte bu olayın Minâ’da cereyan ettiği söylenir. Onun için bu hareketler, hayattaki şeytanî dürtülere karşı, herbirimizin içimizdeki kendi şeytanımıza karşı bir kararlılık gösterisi olarak, orada sembolik bir şekilde tekrarlanır.3

 

Safâ ve Merve tepeleri arasında yedi defa koşmanın, yani “sa’y”in tarihî hatırasıyla alâkalı olarak anlatılanlar şunlardır: Rivayete göre, Hz. İbrahim karısı Hacer’i küçük bebeği İsmail ile birlikte Mekke’nin o zamanlar çöl olan bu bölgesine bırakıp gitmişti. Çok geçmeden yanlarındaki su bitince, Hz. Hâcer yavrusuna su bulmak için, annelik sevgisi ve şefkatiyle sağ sola koşturup durdu. Bereketli Zemzem suyu işte o zaman ortaya çıktı.

 

Bu annelik şefkat ve sevgisine, bu ulvî hisse saygı duymak, Allah’ın merhamet ve lûtfuna şükretmek için, benzeri hareketler Hz. Hâcer’in koştuğu aynı yerlerde hac sırasında tekrarlanır.

 

Haccın bâtınî yorumlarıyla ilgili çok şey söylenir. Başta da belirttiğimiz gibi bunun amacı, oradaki davranışların basit bir şekilden ibaret olmaması gerektiğini hatırlamak, onlara bir derinlik kazandırmak ve daha bilinçli olarak yerine getirilmesine yardımcı olmaktır. Böylece alınacak manevî hazzın artması ve kulluk şuurunun derinleşmesi sağlanabilir.

Hac ibadeti âhiretteki mahşere benzetilir. Baş açık ayak yalın Kâbe’de Allah’ın huzuruna çıkmak, âhiretteki ilâhî huzura varmakla mukayese edilir.

Hacta dikişsiz elbise giymek ve bir çok dünyevî işlerden men olunmak, dünyadan ilgiyi kesip her türlü mal ve mülkiyet iddiasını terk ederek tam bir fakr ve ihtiyaç hali ile Allah’a yönelme ve sığınmanın sembolü sayılır.

 

Hac ibadetindeki hareketlerin iç anlamı ve kişiye kazandırması gereken mânevi haller konusunda tasavvuf tarihinde ilginç bir konuşma yer alır.

 

Kısaltarak verdiğimiz bu olaya göre Şiblî (veya Cüneyd-i Bağdadi) isimli Hak dostu ve ârif kişi, hacca gidip gelen adama sorar:

– Haccetmek için ne yaptın?

– Guslettim, ihrama girdim, iki rekât namaz kıldım ve telbiye ettim.

– Bunlarla haccı akdettin mi?

– Evet.

– Peki, yaratıldığından beri bu ahdine aykırı bütün akitleri bozdun mu?

– Hayır.

– Sen akdetmemişsin.

– Sonra ihram için elbisesini çıkardın mı?

– Evet.

– Yaptığın her işten de soyundun mu?

– Hayır.

– Sen elbiseni çıkarmamışsın.

– Sonra temizlendin mi?

– Evet.

– Bu temizlenme sendeki her illeti, mânevi kirleri giderdi mi?

– Hayır.

– Sen temizlenmemişsin.

– Hareme (Kâbe’nin çevresine) girdin mi?

– Evet.

– Hareme girmenle her haramı terketmeğe söz verdin mi?

– Hayır.

– Sen Hareme girmemişsin.

– Kurban kestin mi?

– Evet.

– Aşırı isteklerini ve iradeni Hak’ın rızâsında yok ettin mi?

– Hayır.

– Sen kurban kesmemişsin.

– Şeytana taş attın mı?

– Evet.

– Sendeki cehaleti attın mı, böylece sende bilgi göründü mü?

– Hayır.

– Sen taş atmamışsın.

– Kâbe’yi ziyaret ettin mi?

– Evet.

– Bu ziyaret sebebiyle ilâhî-mânevî ikramların arttığını gördün mü? Çünkü Hz. Peygamber şöye buyurur: “Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın ziyaretçileridir. Ziyaret edilenin, kendisini ziyaret edene ikram etmesi bir haktır.” Sen bu ikramı farkedebildin mi?

– Hayır.

– Sen ziyaret etmemişsin.

(…)

 

Böylece haccın bütün hareketlerinin taşıması gereken iç anlamlara, soru-cevap şeklinde işaret edildikten sonra, haccın bu bilinç ve anlayış içinde yapılması gerektiği belirtilir.4

 

Hac ibadeti, bütün zahmet ve meşakkatine rağmen, târifsiz hislerle dolu anlara sahne olur. Bir örnek olmak üzere, duygulu bir kalemden alıntılara yer veriyoruz:

 

“Kâbe’nin çevresindeki tavafı, tasavvufî ifadesiyle, daha çok, mübarek bir duygu, bir düşünce etrafında ve kendi içimizde derinleşme hedefli bir seyahatin ifadesi sayılan “seyr fillâh”a benzetebiliriz. Buradan hareketle sa’y mahallindeki gidip gelmeleri, halktan Hakk’a, Hak’tan halka urûc ve nüzûlün unvanı olan “seyr illallah”, “seyr minallah” mânâlarıyla yorumlamak uygun düşebilir. Evet, Safâ-Merve arasındaki gelip gitmelerde işte böyle bir düşünce ve bu düşünceden kaynaklanan bir derin his ve arzu tûfânı yaşanır.

İnsan mes’âda (sa’y mahallinde) hep bir koşup aramanın, bir medet dileme ve imdad etmenin kültürünü, şiirini, musikisini ve vuslatını yaşar. Orada önemli bir şeyin peşine düşmüş gibi, tâkipler aralıksız devam eder. Aranan şey zuhur edeceği âna kadar gelip gitmeler sürer durur. O yolda rastlanılan her iz ve emâre insanın heyecanını bir kat daha artırır… ve sînelere Gedâî’nin diliyle: “Bak şu gedânın diline / Bend olmuş zülfün teline / Parmağı aşkın balına / Bandıkça bandım bir su ver” der. Kâbe’nin çevresinde olduğu gibi hem koşar hem de içine matkaplar salarak, Beytullah’ın çevresindeki enfüsî derinleşmeye mukabil, burada bir hatt-ı müstakim üzerinde gelip gider. Peygamberâne hislerle, başkaları için yaşama, başkaları için gülme ve ağlama, hattâ başkaları uğrunda ölme cehdiyle gerilir… Telâşlı fakat hesaplı, endişeli ama ümitli; semânın altın ışıkları altında, hac mevsiminin mâvimtırak saatleri içinde; yeni bir vuslatın heyecanı henüz aradığını tam bulamamış olmanın tahassürüyle gelir-gider, koşar-âheste yürür, tepeye tırmanır, oradan aşağı iner ve yolda olmanın bütün kararsızlıklarıyla çırpınır durur. Bâzen koşan insanların daha çok bir nehrin akışına benzeyen çağıltılarına karışarak, karışıp koro şivesiyle hislerini dile getirerek… Bazen de hiçbir şey ve hiçbir kimse görmüyor düşüncesiyle, tek başına sa’y ediyormuşcasına, gözünde Hz. Hacer’in silueti, elinde gönül kâsesi ve dilinde Fuzûlî’nin:

 

İşte peykânın gönül hecrinde, şevkim sâkin et

Susuzum bir kez bu sahrâda benim’çün âre su!

 

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânım

Var ümidim ebr-i ihsânın sepe ol nâre su…

 

sözleri, göklerden gelip alevlerini söndürecek bir rahmet bekler… Ve ruhunu yakan kendi ateşiyle beraber, intizârın bitmeyen hasretiyle kavrulur durur. Bazen mes’âda, ötelerden kopup gelen bir meltemin serinliği duyulsa da, genelde orada hep şevk buudlu bir hüzün, ümit, recâ televvünlü bir aşk ızdırabı yaşanır.

 

Mes’âda çok defa hakikatler hayale karışır ve çevredeki insanlar bazen sükûtun derinliğiyle, bazen de çığlık çığlık hıçkırışlarıyla, kâh mîzâna sürüklenir gibi, kah kevsere koşuyor gibi zevk ve tasa ikilisiyle yer yer yutkunur, zaman zaman da rahat bir nefes alır.. ve geliş-gidişlerine, iniş-çıkışlarına devam ederler. Orada saat ve dakikalar o kadar nazlıdırlar ki, mutlaka iltifat ve alâka isterler. Yoksa, hiç var olmamışlar gibi iz bırakmadan eriyip giderler.”5

 

Kâbe Allah’a ibadet etmek üzere inşa edilen bir mâbettir. Onun bir adı da Beytullah (Allah’ın evi)dir. Gerçi Allah mekândan münezzehtir. Eve muhtaç değildir. Ama insanoğlu daima sembollere ihtiyaç duymuştur. Kâbe de kutsal bir semboldür. Kâbe’ye saygı, onun sahibi olan Allah’a saygı demektir. Gönül ehli “Ev sahibi evden daha kıymetlidir.” derler.

Allah’ın iki evi vardır; biri Kâbe, diğeri kalb. İlki kadar ikincisine de saygı ve ihtimam göstermek gerekir. Gönül yıkmak Kâbe’ye saygısızlıkla eşdeğerde tutulmuştur. Yunus Emre öyle der: “Ak sakallı pir koca bilmez ki hali nice / Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise.”6

 

Bu duygu ve düşüncelerle hac görevini yerine getiren kimse âdeta yeni ve daha güzel bir hayata doğar gibidir. O şeytan taşlarken kendisinde var olan nefsaniyeti, büyüklenmeyi ve süfli duyguları taşlayıp ezdiğine inanır. Böylece tertemiz hale geldikten sonra Kâbe’yi tavaf etmesini, arşın etrafında dönen meleklere benzetir, yani âdeta melekleşir.

 

Kötü huylar ve çirkinliklerle hac yolunu tutan kimse, bu olumsuzlukları bırakıp, günah kirinden arınmış halde evine dönemezse gerçek anlamda haccetmiş sayılmaz. Onun sadece adı “hacı”dır. Asıl amaç, anlatılmaya çalışılan şekilde hac ibadetini yerine getirmek olmalıdır.

 

Dipnotlar: 1. Sülemî (ö. 412/1021)’nin bu konudaki görüşleri için bk. Süleyman Ateş, Sülemî ve Tasavvufi Tefsiri, 143, İstanbul 1969. 2. M. Hamidullah, İslâma Giriş, 94. 3. İslâma Giriş, 95-98; S. Uludağ, age, 94-95. 4. Bk. Süleyman Ateş, Sülemi ve Tasavvufi Tefsiri, 167; aynı yazar, Cüneyd-i Bağdadi Hayatı Eserleri ve Mektupları, 94, İstanbul 1969; aynı yazar, İşari Tefsir Okulu, 76, İstanbul 1974; Hucviri, age, 471. 5. M.Fethullah Gülen, “Renklerin Buluştuğu Yerde”, Aksiyon dergisi, sayı: 173, Nisan 1998. 6. Yunus Emre Divanı (M. Tatçı), 207.

 

   

Kategori: Hacc

hep haber

Benzer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

hepsaglik