Sponsorlu Bağlantılar

Mevlânâ ve Oruçla Urûc Etmek

| 26 Haziran 2014 | 0 Comments |

   

Mevlânâ ve Oruçla Urûc Etmek 

Hüseyin Öresinİbadetler kulluğun en müşahhas halidir. Belki de kulluğun diğer boyutlarına sağlıklı adım atmanın ön şartıdır ibadetler. Bu açıdan bütün ömre rengini verecek bir ibadet sistemi çıkar karşımıza. Günü şekillendiren namaz, yıla yön veren oruç, beşeri ve beşeri münasebetleri mecrasına kavuşturan zekat ve ömre istikâmet kazandıran hac bu ibadet sisteminin ana yapısını oluşturur. İbadetlerin işlevi ve hayatımızda tekâbül ettiği alan üzerine yapılan zihni çabalar çok zengin bir birikim olarak bize ulaşmıştır. (Ayrntılı bilgi ve literatür için bkz. Diyanet İslam Ansiklopedisi, “İbadet”, 19 / 247 – 252; Süleyman Uludağ, İslam’da Emir ve Yasakların Hikmeti) Bu çabaların halen artarak devam etmesi, aslında Yüce Yaratıcıyla kurulacak sağlıklı bir irtibata duyulan ihtiyacın, gün geçtikçe daha fazla hissedildiğini göstermektedir. Temel ibadetlerimizi anlama ve anlamlandırma üzerine bize ulaşan birikim içerisinde, tasavvuf geleneğimizin çabaları ayrı ve ilginç bir yer tutmaktadır. (Konuyla ilgili bkz. İdris Türk, Tasavvuf Düşüncesinde İbadetlerin İç Anlamı; Mustafa Çakmaklıoğlu, İbn Arabi’ye Göre İbadetlerin Manevi Yorumları.) Bu noktada ibadetlerin özellikle imanla ve ahlakla kurulan somut ilişkisi, hayatın içinden kurulan bağlantılar bize engin bir bakış açısı kazandırmaktadır. Yukarıda temas ettiğimiz gelenek içerisinde zirve isimlerden biri olan Hz. Mevlana’nın oruca dair tespit, teşhis ve teşbihlerini paylaşmaya çalışacağız. Ramazanın sonu değil başı Mevlana’nın dilinde bir bayram ve kucaklaşma anıdır:

“Oruç ayı geldi yani Sultan’ın sancağı geldi

Bütün yemeklerden el çek artık çünkü can sofrası geldi”

(Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Ter. Şefik Can, İst. 2000, I / 459)

Bu an, bir bayram gibi sevinçle, heyecanla karşılanması gereken bir dönem olduğu için “Ramazanın gelişine üzülenlere oruç haramdır”(age, II / 331). Peki herkes orucu yakalayabilir mi? Mevlana’ya göre oruç da kadir gecesi gibi gizlidir. (age, II / 331). Bu yüzden oruca ulaşmak için aramak ve çabalamak gerekir. Oruçlu bir anlamda boyut değiştirir. O artık Allah’ın misafiri olmuştur. Bu yüzden oruçluya yeryüzünün sofraları değil gökyüzünün sofraları yakışır (age, III / 398). Orucun kişide gerçekleştirdiği dönüşümleri de Mevlana, çok etkili ve farklı bir dille anlatır. Öncelikle oruç insanı diriltir, bir anlamda ona can bağışlar (age, II / 330). Bu kişi oruç kuyusunda sabrederek Yusuf gibi aşk Mısırına sultan olur (age, III / 196). Mesnevi’de ise Mevlana orucu konuşturur ve orucun kişiye kazandırdığı ahlaki seviyeyi şöyle tasvir eder:

“Oruç dile gelir ve der ki: Bunun helale karşı bile gözü tok

Bil ki harama el sürmesine artık imkan yok”

(Mesnevi, V / Beyit No: 189)

Özetle ifade etmek gerekirse zamanın Ramazana aktığı bir süreçte, kişinin mecrasını ve nereye aktığını sorgulaması adına orucu bir fırsat olarak değerlendirmesi gerekir. Kuran’da Rabbimiz “Ramazana ulaşan onu tutsun” buyurmaktadır (Bakara, 189). Dolayısıyla burada oruçtan öte tüm ayı tutmak, bu aya sımsıkı sarılmak da öğütlenmektedir. Belki de bütün hedefimiz ramazanla tutuşmak ve ebedi hayata tutunmak olmalıdır diyebiliriz. Son olarak “Savm” kelimesinin Arapça’da yükselme, üste çıkma, yükseklik, dik durma gibi anlamlara geldiğini de vurgulamak isteriz (Bkz. İbn Manzur, Lisânu’l-Arab, Beyrut, 12 / 351 – صوم maddesi). Dolayısıyla orucu bir urûca (manevi yükselişe) dönüştürmek en önemli başarı olacaktır.

Hüseyin ÖRESİN

   

Kategori: Fıkhi Konular, Oruç, Ramazan Özel

hep haber

Benzer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

hepsaglik