Sponsorlu Bağlantılar

İmam İbn Fevrek (Furek)

| 20 Mayıs 2012

   

On ve on birinci asırlarda yaşamış ünlü İslam alimlerindendir. Ebü’l-Hasan Eş’ari’nin görüşlerini sistemleştiren alim olarak bilinmektedir. Asıl adı Muhammed’dir. İbn Fevrek veya İbn Fûrek lakabıyla anılmakta, ikincisi daha çok kullanılmaktadır. Ömrünün önemli bir kısmını ilimle uğraşmak ve talebe yetiştirmekle geçirmiştir. Ehli Sünnet itikadını başarı ile savunmuş ve ilmi müzakerelerde vukufiyetini kabul ettirmiştir. Risale-i Nur’da kendisinden asrının alimi olarak söz edilmekte, içtihattaki üstünlüğü ve faziletinden ötürü “Şâfiî-yi Sânî” ünvanını taşıdığına işaret edilmektedir. Künyesi Ebu Bekr Muhammed bin Hasan bin Fevrek (Fûrek) el-İsfahanî en-Nişaburî şeklindedir.

İbn Fevrek, 941 yılında İsfahan’da doğdu. Ailesi hakkında fazla bir bilgi mevcut olmamakla birlikte sadece dedesinin tanınan bir din alimi olduğu bilinmektedir. Dedesi ile aynı lakap ve adı taşımışlardır. Eğitimine memleketi Isfahan’da başladı. Şafii fıkhını ders aldığı hocasına çok sayıda soru soruyor, ancak tatmin edici cevap alamıyordu. Bunun üzerine daha iyi bir eğitim görmek maksadıyla memleketinden ayrıldı.

İbn Fevrek önce Bağdat’a gitti. Buradan Basra’ya geçti. Basra’da İmam Eş’ari’nin ünlü talebelerinden Ebü’l-Hasan Bahilli’den kelam derslerini aldı. Bir taraftan ders almaya devam ederken diğer taraftan da yörenin ünlü alimleriyle ilmi müzakerelerde bulundu. Ayrıca, İbn Mücahid et-Tai’den de ders aldı. Buradaki eğitim ve öğreniminden sonra tekrar Bağdat’a döndü. Bağdat’ta da ilim tahsiline bir süre devam ettikten sonra memleketi olan İsfahan’a geri geldi.

Ehl-i Sünnet görüşleriyle ilgili, bazı kişilerle giriştiği ilmi tartışmalarda, Ehl-i Sünneti başarılı bir şekilde savundu. Muhaliflerini fikir yoluyla ilzam etti. Gittiği yerlerde ilmi müzakerelere girmek suretiyle fikirlerini aktarmaya çalıştı. Ancak, Rey şehrinde yaptığı bir müzakerede Mu’tezile görüşünü eleştirince bölgenin idarecisine şikayet edildi. Bu şikayetin akabinde tutuklandı ve işkenceye tabi tutuldu. Daha sonra da Şiraz’a sürgüne yollandı.

Şiraz’daki sürgün zamanlarında bir ara her şeyden alakasını kesip köşesine çekilmek istediyse de bundan vazgeçti. Bunun yerine daha çok talebe yetiştirmeye karar verdi ve bu gaye için hükümdara başvurdu. İsteği kabul gördükten sonra Nişabur’a geçerek hizmetlerine devam etti. Kendisi için yaptırılan medresede ders vermeye başladı. Bir taraftan ders verirken diğer taraftan kendi ilmini ziyadeleştirmek için gayretlerini devam ettirdi. Burada bulunan alimlerden istifade ettiği gibi, ilmi müzakerelerini de devam ettirerek zamanını boş geçirmedi.

İbn Fevrek’ten ders alıp talebelik yapanlar arasında, Ebu Mansur el-Eyyubi, Abdülkerim el-Kuşeyrî, Ahmed bin Hüseyin el-Beyhaki gibi ünlü alimler yer aldı. Şöhreti yayıldıktan sonra ünlü Gazneli Mahmud tarafından Gazne’ye davet edildi. Daveti kabul edip sultanın sarayında ilmi müzakerelerde bulundu. Buradaki müzakerelerde ilmi vukufiyetiyle üstünlüğünü gösterdi. Ancak, ilmi münazarada kendisine yetişemeyenler aleyhinde bulunmaya ve kendisini şikayete başladılar.

İbn Fevrek’in, Peygamber Efendimizin (asm) vefatıyla birlikte ruhunun da yok olduğu ve dolayısıyla nübüvvetinin sona erdiğine inandığı şeklinde iftirada bulundular. Sultan, söylenenlerin doğru olup olmadığını ve bu fikri ileri sürüp sürmediğini sordu. Sultanın huzurunda, bunun bir iftira olduğunu söyleyerek iddiaları yalandı. Bunun üzerine tutuklanmadığı gibi, rakiplerinin beklediği ceza yerine mükafat gördü ve ödüllendirildi.

İbn Fevrek’in vefatıyla ilgili iki farklı bilgi nakledilmektedir. Birincisi; memleketine dönmek üzere, Gazne’den ayrıldıktan sonra yolda hastalandığı ve Nişabur’da vefat ettiği şeklindedir. İkinci olarak, Gazne’de bulunduğu sırada kendisine fikri münazaralarda mağlup olanlar tarafından zehirletildiği ve böylece ölümüne sebebiyet verildiği ileri sürülmektedir. Vefat ettikten sonra Nişabur’da bulunan ve Hire adı verilen yerde defnedildi.

Risale-i Nur’da, ibn Fevrek’in içtihat konusundaki üstünlüğüne işaret edilmekte, fazilet sahibi bir kişi olup, “Şâfiî-yi Sânî” ünvanını taşıyan “asrın allamesi” olduğu bilgilerine yer verilmektedir. Daha sonra, rivayet ettiği, Peygamber Efendimizin (sav) bir mucizesi aktarılmaktadır: (Mektubat, 2000, s. 128)

“Gazve-i Taif’te, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm gece at üstünde giderken uykusu geliyordu. O halde iken bir sidre ağacına rast geldi. Ağaç ona yol verip atını incitmemek için iki şak oldu; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hayvan ile içinden geçti. Tâ zamanımıza kadar o ağaç iki ayak üstünde, muhterem bir vaziyette kaldı.”

İbn Fevrek, ilmi çalışmalarının yanında takvasıyla da dikkat çekti. İbadetine olan düşkünlüğü ve Cenab-ı Hakk’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınma konusundaki hassasiyetinde, kaynaklar fikir birliği etmektedir. Ona göre, insanın ihtiyacından fazla olan malını elinde tutmaması ve muhtaçlara dağıtması gerekir. Dünya ve ahiret hayatı arasındaki dengenin nasıl olması gerektiğini, Peygamber Efendimizin hayatından örnek vermek suretiyle açıklar. Peygamber Efendimiz, dünya hayatını tamamen terk etmemiş, bir taraftan ibadetlerini yerine getirirken, diğer taraftan da dünyevi işleriyle de ilgilenmiştir. Evlenip, evliliğini sürdürmüş ve işlerini devam ettirmiştir.

İbn Fevrek; tefsir, fıkıh, fıkıh usulu, kelam, tasavvuf, nahiv ve tabakat gibi ilimlerle ilgilendi. Daha çok kelam üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. İlgilendiği bazı ilim dallarıyla ilgili yazdığı eserlerinden bazıları günümüze kadar ulaşmamış olmasından dolayı, söz konusu alanlarla ilgili fikirleri ve düşünceleri hakkında net bilgi sahibi olunamamaktadır. Kur’an-ı Kerim tefsiri günümüze kadar ulaşmış olmasından dolayı bu konu ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olma imkanı mevcuttur.

İbn Fevrek, tefsirinde önce akla gelebilecek ve sorulabilecek soruları sıraladıktan sonra bunları cevaplama yoluna gitti. Bu eserini yazarken İmam Eş’ari’nin tefsirinden yararlandı. Kelam ile ilgili olarak, akıl ve nakil arasındaki ilişkiye değindi. Kur’an-ı Kerim’in akla önem verdiğini belirtti. Ancak aklın her şeye yetmediğini, Peygamber Efendimizin bildirdiği hususların zamanında ispat edilmiş olduğunu ve kesinlik ifade ettiğini belirtti. Dolayısıyla bunların esas teşkil ettiğini dile getirdi.

Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarına değinen İbn Fevrek, bunların Kur’an ve Sünnete dayandırılmak suretiyle tespit edilmesine dikkat çekti. Günahların büyük-küçük şeklinde tasnif edilmesinden çok, netice itibariyle bunların işlenmesinin Allah’ın emirlerine aykırı davranmak olduğunun üzerinde durdu. Büyüklük ve küçüklüğün kesin değil, izafi olduğunu belirtti. Eş’ari’nin görüşlerini sistemleştirip aktarmakla birlikte başka görüşlere de yer verdi. Peygamber olmayanların mucizeye benzer harikulade haller gösteremeyeceğini savundu. Fikir ve düşünceleriyle kendisinden sonra gelen alimler üzerinde büyük etki yaptı.

Eserleri

İbn Fevrek’in kaleme aldığı eser sayısın 120 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bunlardan bir kısmı günümüze kadar ulaşmamış, bazılarının ise kendisine ait olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. Müşkilü’l-Hadis, haberi sıfatları konu edinmektedir. Bu eser birkaç dilde basılmıştır. Mücerredü Makalât-i Eş’arî, adlı eseri Beyrut’ta Daniel Gımaret tarafından 1986 yılında basılmıştır. Tefsirü’l-Kur’an adlı eserinin bazı nüshaları Süleymaniye Kütüphanesinde bulunmaktadır. Risale fi’t-tevhid, Şerhu’l-Alim ve’l-müteallim, El-Hudud fi’l-usul, Esmaü’r-rical eserlerinden bazılarıdır.

 

Kaynak: Risale-i Nur Enstitüsü

   

Kategori: İslam Alimleri ve Evliyalar

hep haber

Benzer İçerikler

Yorum devre dışı.

hepsaglik