Sponsorlu Bağlantılar

Firuzabadi

| 20 Mayıs 2012 | 0 Comments |

   

On dört ve on beşinci asrı görmüş büyük İslâm alimlerindendir. Arapça’dan Arapça’ya olan büyük sözlük çalışması “Kamusü’l-muhit” adlı eseri ile meşhur olmuştur. Dil, edebiyat, hadis, fıkıh ve tefsir alimidir. Uzun ve bereketli bir ömür yaşamış, çok sayıda yerleşim yerini gezmiştir. Gittiği her yerde alimlerle bir araya gelmek suretiyle fikir ve bilgi alışverişinde bulunmuştur. Kadılık yapmış, çok sayıda talebe yetiştirdiği gibi muhtelif ilim dallarıyla alakalı olarak bir çok eser yazmıştır. Asıl adı Muhammed’tir. Kısa künyesi Ebu Tahir, lakabı Mecdüddin’dir. Firuzabadi nisbesiyle tanınıp meşhur olmuştur. Risâle-i Nur’da ismi “meşhur Kamusü’l-Lügat sahibi Mecedüddîn-i Firuz Âbâdî” (Emirdağ Lâhikası, s. 159) şeklinde anılmaktadır. Soyunun Hazreti Ebubekir’e (ra) dayandığı belirtilmektedir. Künyesi Ebu Tahir Mecdüddin Muhammed bin Yakub bin Muhammed el-Firuzabadi şeklindedir.

Muhammed, 1329 yılında İran’ın Şiraz vilayetine bağlı Kazerun kasabasında dünyaya geldi. Ailesi hakkında fazla bir bilgi mevcut değildir. Ancak, babası Yakub’un dil ve edebiyat alimi olduğu bilinmektedir. Çocukluğunu memleketinde geçirdi. İlk derslerini babasından aldı. Henüz yedi yaşında iken Kur’an-ı Kerim’i ezberleyerek hafız oldu. Bir yıl sonra da Şiraz’a gitti. Burada hem babasından hem de diğer alimlerden Arap dili ve edebiyatı derslerini aldı. Bunun dışında diğer ilim dallarında da eğitim gördü.

Muhammed, Şiraz’dan sonra Vasıt’a gitti. Burada da kıraat derslerini aldı. Bu arada Bağdat’a giderek eğitim ve ders almaya devam etti. Bağdat’ta bulunan Nizamiye Medresesi müderrisi ve aynı zamanda Bağdat kadısı olan Abdullah bin Bektaş’tan ders aldı. Uzun süre yanında kalarak yardımcılığını yaptı. Yine ilim öğrenmek amacıyla önce Şam’a, akabinde Balebek, Hama, Halep ve Kudüs’e gitti. Buralarda bulunan alimlerin ilminden ve derslerinden istifade etti. Yaklaşık on sene Kudüs’te kaldı. Bu zaman zarfında ilim meclislerine devam ettiği gibi, burada bulunan medreselerde ders vermeye başladı.

Tanınmaya ve kısa süre zarfında şöhret bulmaya başlayan Muhammed’ten ders almak isteyenlerin sayısı giderek arttı. Kudüs’te bulunduğu sıralarda bazen Gazze, Remle ve Kahire gibi yerlere giderek buralarda bulunan alimlerle tanıştı. Mekke’ye giderek buradaki alimlerden hadis eğitimi aldı. Bunların dışında doğu ve batıda birçok yeri gezip dolaştı. Böylece çok sayıda alimden muhtelif ilim dallarında dersler alarak kendini yetiştirdi. Genç yaşta büyük bir birikime ulaştı.

Firuzabadi, dolaştığı yerlerin yönetici ve devlet adamlarından yakın ilgi gördü. Bağdat hakiminin daveti vesilesiyle Bağdat’a gittikten sonra buradan İran ve Hindistan’a da geçti. Deniz yoluyla Yemen ve Aden’e uğrayarak bir süre buralarda kaldı. Daha sonra Mekke’ye geçti. 1395 yılında Yemen kadılığına tayin edildikten sonra bir süre bu görevi sürdürdü. Kadılığı sırasında ders vermek suretiyle bir çok talebe yetiştirdi. Yemen Sultanı Melik Eşref İsmail kendisine büyük bir yakınlık gösterdi. Kızıyla evlendirdi. Bu gelişmelerden sonra yaklaşık yirmi yıl Yemen’de kalarak hizmette bulundu. Kadılık ve hocalık görevi dışında bir çok eser yazmak suretiyle ilmi hayata katkıda bulundu. Yemen’de bulunduğu süre zarfında bir çok kez kutsal beldelere giderek Mekke ve Medine’yi ziyaret etti. Hac ibadetini ifa ederken aralarında Taif’in de bulunduğu muhtelif beldeleri dolaştı.

Firuzabadi, seyahatlerini mümkün mertebe verimli geçirmeye büyük gayret gösterdi. Dolaştığı yerlerde bulunan tanınmış alimlerin ilminden istifade etmeyi ihmal etmedi. Karşılıklı fikir alıverişlerinde bulundu. Ayrıca birçok devlet büyüğü ile görüşme fırsatını elde etti. Azerbeycan ve Mısır hükümdarlarıyla görüştüğü gibi Türk hükümdarlarla da görüştü. Anadolu’ya geldikten sonra Yıldırım Bayezid tarafından yakın ilgiyle karşılandı. Bursa’da Osmanlı Sultanı ile görüştü. Daha sonra Timur’la da görüşme imkanı buldu.

Hayatını ilme adayan; öğrenmek, öğrendikleri öğretmek ve yazıya geçirmek konusunda büyük çaba sarf eden, yazdığı eserleriyle asırlar boyunca ilim dünyasına katkı sağlayan Firuzabadi, 1415 yılında kadılığını yaptığı Zebit’te vefat etti. Soyunun Hazereti Ebubekir’e (ra) dayandığı nakledilen alim, geniş kültürü ve mükemmel hafızası ile dikkatleri üzerine çekti. İlim öğrenme hususundaki büyük gayreti, iki yüz satır ezberlemeyinceye kadar yatmamayı prensip edinmesinden açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

Kamusü’l-Muhit adlı büyük sözlüğü ile tanınan Firuzabadi, bu büyük çalışmasının dışında bir çok ilim dalında da kendini yetiştirdi ve eser yazdı. Hadis, fıkıh, tefsir ve tarih ilimleriyle de meşgul oldu. Hadis dalında yapmış bulunduğu çalışmaları, gereğince titizlik göstermediği gerekçesiyle eleştiriye uğradı. Kitaba son derece meraklı olup satın almak için epey para harcadı. Ancak, maddi sıkıntı çekince de bazı kitaplarını satmak zorunda kaldı.

Risale-i Nur’da ismi zikredilmekte ve kendisinden “meşhur Kamusü’l-Lugat sahibi Mecedüddîn-i Firuzâbâdî” olarak söz edilmektedir. Bediüzzaman Hazretleri, Rumuzat-ı Semaniye’yi yazdıktan sonra Firuzabadi’nin tefsirinde yer alan “hurufat ve kelimat-ı Kur’âniyeye dair beyanatına” baktığını belirtmektedir. Söz konusu eserde yer alan Kur’an-ı Kerim’in harf ve kelimelerine dair beyanatlarla Rumuzat-ı Semaniye’deki izahların % 90 oranında birbiriyle uyuştuğunu tespit etmişlerdir. Farklı görülen kısımları bir kez daha incelediğini belirten Bediüzzaman, Rumuzat-ı Semaniye’dekilerin doğru olduğunun anlaşıldığını, Firuzabadi tefsirinde yer alan ve farklı olanların ise matbaa hatası neticesi olduğunu ifadelerine eklemektedir. (Emirdağ Lahikası, 1997, s. 159)

Eserleri

Firuzabadi’nin çok sayıda eser kaleme almış olduğundan söz edilmektedir. Ancak, bunların tamamı günümüze kadar ulaşmamıştır. Kaleme aldığı eserlerin büyük kısmı tefsir ile ilgilidir. Diğerleri ise hadis, biyografi, coğrafya, akaid, fıkıh ve tarih ilimleri ile ilgilidir. En meşhur eseri Kamusü’l-muhit adını taşıyan sözlük çalışmasıdır.

Kamusü’l-Muhit, Arapça’dan Arapça’ya sözlüktür. Esas adı “Kamusü’l-muhit ve’l-kabesü’l-vasitu el-cami’ lima zehebe min lugati’l-Arab şematit” şeklindedir. Eser önceleri altmış cilt olarak tasarlanmışsa da dört cilt olarak yazılmış ve bilahare iki cilt haline dönüştürülmüştür. Eserde kırk bin kelime yer almaktadır. Sonradan ilaveler yapılmıştır. Bu eser Türkçe’ye iki kez tercüme edilmiş ve İstanbul’da basılmıştır. Daha sonraları da birçok baskısı yapılmıştır.

Besairu zevi’t-temyiz fi letaifi’l-kitabü’l-aziz adlı eseri Kur’ân ilimleriyle ilgilidir. Yüce Kitap hakkında genel bilgiler verilmektedir. Surelerin nazil olduğu yer, harf ve kelime sayıları, kurranın ihtilafları, sûre isimleri, gaye ve muhteva, nasih-mensuh vb. bilgilere yer verilmiştir.

Tenvirü’l-mikbas min Tefsiri ibn Abbas adlı eserden Risâle-i Nur’da kısaca, “el-Mikyas” olarak söz edilmektedir. İbn Abbas’a dayandırılan ve değişik eserlerde yer alan hadislerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.

Sifrü’s-sa’ade adını taşıyan eseri hadis dalıyla ilgili olup, Farsça olarak kaleme alınmıştır. Peygamber Efendimizin (asm) hayatı ve ibadetleri hadislerle anlatılmaktadır. “İbadetleriyle Peygamberimiz” adı altında Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

 

Kaynak: Risale-i Nur Enstitüsü

   

Kategori: İslam Alimleri ve Evliyalar

hep haber

Benzer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

hepsaglik