Sponsorlu Bağlantılar

Mustafa SiBAi

| 19 Mayıs 2012 | 0 Comments |

   

1915’te Suriye’nin Humus kentinde dünyaya gelen Mustafa Sibai, soylu ve ilmi bakimdan zengin bir aileye mensuptu. Babasi ve dedeleri nesiller boyu büyük camide hatiplik yapagelmislerdir.  Mustafa Sibai yetisme esnasinda ilk etkilenmeyi alim ve mücahid bir hatip olan babasi “Hasaneyn esSibai”den almisti. Babasi ülke düsmanlarinin gözünde çok önemli bir konuma sahipti. Suriye’de emperyalistlere karsi verilen istiklal hareketini benimseyenlerin ve destekleyenlerin basinda geliyordu. Hatta bu yolda mücahidleri yönlendirmede ve Fransizlara karsi silahli mücadelede Mustafa Sibai’nin babasinin oldukça büyük payi vardi. Tagutlara, dikta rejimlere ve emperyalistlere karsi silahli mücadeleler vermisti. Hasaneyn Sibai diger yandan hayir cemiyetlerine yardimda, fakirlere ve ihtiyaçlilara destek olmada da hizmetler verdi.

Babasinin bu yönleri Mustafa Sibai’ye yetismesinde çok tesirli olmustu. Mustafa Sibai’nin yetistigi zor sartlar onun daha ilk senelerden itibaren vatan için fedekarliklara katlanmasina, Allah’in dini ugruna cihada atilarak, düsmanlarla savasmasina sebep olmustu.

Bu mücadeleli hayati hiç bir zaman onu ilmi çalismalar yapmaktan alikoymamis, aksine ilim tahsiline de çok önem vermisti. Babasiyla birlikte devamli olarak alimlerin olusturdugu ilim meclislerine gider ve onlarin ilmi birikimlerinden istifade ederdi.

 

MUSTAFA SIBAI’NIN TAHSILI

Mustafa Sibai tahsil hayatina Kur’ani Kerim’i ezberlemekle baslayarak ilkokul çagina kadar babasinin yaninda temel bilgileri aldiktan sonra “Mesudiye” medresesine girer. Ilk tahsilini üstün bir basariyla tamamladiktan sonra 1930’da liseden parlak bir talebe olarak mezun oldu. Hocalari onun çok büyük bir alim olacagini bekliyorlardi.

Büyük bir zekaya sahipti. Çok uyanik ve hazir cevap oldugu için hocalari, akrabalari ve onu taniyan herkesi hayrete düsürüyordu. Okuldaki derslerinde en ufak bir aksatma yapmadigi gibi ayrica çesitli ilmi toplantilara da katiliyordu. O zaman bu gibi toplantilari Mustafa Sibai’nin babasi Humus alimleriyle birlikte organize ediyordu. Bütün bunlarin disinda o Humus’un alimlerine giderek onlardan istifade ediyordu. Mesela Humus müftüsü Seyh Tahir elatasi derslerine devam ettigi üstadlarindan biri oluyordu.  Bunun yaninda Zahit Atasi, Muhammed Yasin, Abdusselam ve Enes Kelalib’de yine ders aldigi üstadlarindan bir kaçiydi. Derslerinin ve gittigi toplantilarin yanisira, okumaya ve arastirmaya da çok düskündü. Talebeligi esnasinda bir çok defalar Büyük Camideki cuma hutbelerini o okurdu. Çünkü babasi bu camide hatiplik yaptigi için o da babasinin yerine bu hutbeleri okurdu.   Mustafa Sibai ilmi olarak bu durumdayken yasi daha onsekizdi.

Ondaki güzel uslub, üstün zeka, olgun akil, açik fikri ve cesareti onu ülkesinde üstün bir dereceye yükseltmisti. Ilmi olarak belirli bir noktadan sonra kendisini seri ilimlerde daha fazla yetistirmek için Misir’a giderek Ezher üniversitesine giren Sibai 1933’de bu üniversitenin Fikih bölümüne baslar. Ondaki ilmi olgunluk herkesi sasirtmis ve adi artik arkadaslarinin ve hocalarinin dillerinde dolasir olmustu. Daha sonra bu bölümü bitirip “Usulid din”kismina geçen Mustafa Sibai burasini da üstün bir dereceyle bitirdikten sonra doktoraya baslar.

Doktorasini Islâm hukuku dalinda yapan Sibai 1949’da yazdigi kitabi Ezher’in ileri gelen hocalari önünde büyük bir ilmi cesaretle tartisarak doktor ünvanini alir. Konusunu dinleyen komisyon onun ilmi inceligine ve tartistigi konuya olan hakimiyetine hayran kalmislardi. Çünkü bütün görüslere ve müstesriklerin ortaya atmis olduklari tüm süphelere karsi ilmi cevaplar vererek peygamberin sünnetine karsi düsmanlik besleyenleri susturuyordu.

Öyle ki Mustafa Sibai’nin doktora tezi olarak “Sünnetin Islâm Fikhindaki Konumu” adiyla yazmis oldugu kitap, konusunda bir müracaat kaynagi olarak her arastirmaci, her alim ve her talebe için sünnetin Islâm fikhindaki konumunu müdafada en etkili bir silah oluyordu.

 

SIBAI’NIN ÇALISMA VE DERS VERME HAYATI

Merhum ilmi yayginlastirdigi ve faziletli talebelerinin yetismesine vesile oldugu için ders vermeye çok büyük ragbeti vardi. Çünkü mesuliyetini idrak edebilecek bir neslin yetismesinin ancak egitimle mümkün olabilecegini iyi biliyordu. Ancak böyle bir nesil ülkeyi emperyalistlerden ve onlarin biraktigi kötü tesirlerden kurtarabilirdi.  Bu mesuliyetlerin en basi ise Filistin’in kurtarilmasiydi ki her seyden evvel geliyordu. Iste her seyiyle iyi yetismis bu nesil toplumlarini saglam ahlaki esaslara dayanan kaideler üzerine bina edebilirdi. Bütün bunlari düsünen Sibai ders okutmayi tercih ederek arapçanin gramer inceliklerini ve dini terbiye usullerini Humus medreselerinde okutmaya baslar. Daha sonra Sam’a intikal eden Sibai, orada kendisine bagli kardeslerle birlikte bir medrese kurmaya baslayarak terbiye yolunda hedeflerini gerçeklestirmeyi planlar. Çünkü hükümete ait okullarin programlarinda bu terbiyeyi verecek kapasiteyi görememektedir. Ustelik bu okullar gerçek terbiye usullerini de kaybetmislerdi.

Bundan dolayi bir de Sam’da arapça dilinin inceliklerini hedef alan bir lise açar. Daha sonra Islâm Medeniyeti Cemiyeti de Üstad Sibai’nin idaresine katilinca bu lisenin ismi “Islâmi Arap Lisesi” olarak degistirilir. Bu lise günümüze kadar hala egitimine devam etmektedir. Fakat su anda belirli sebeplerden kurucusuyla hiç bir alakasi yoktur. O zaman yalniz bu liseyle yetinmeyip çesitli kazalara da bu lisenin subelerini açmisti.  Üstad Sibai bu lisenin ilk müdürüydü. Onun zamaninda bu liselerden bir çok talebe mezun olarak egitim ve diger görevlerde vazife yapmislardi.  Bu liseler ilmi ve ahlaki bakimdan mesuliyetini en iyi bir sekilde idrak edebilecek pek çok talebe yetistererek ülkenin en hayirli okulu durumuna gelmisti. Fakat üstadin üstün kabiliyeti ona bu lisedeki görevinden daha büyük bir mesuliyeti yükleyerek onu Sam üniversitesi Hukuk fakültesinde hocalik yapmaya zorlar.

Böylece 1950’de üniversite hocaligina tayin edilen Sibai ders vermede hocalar arasinda en üstün seviyede birisiydi. Bu yeni görevide Üstad’in ilmi kudretini tam kapliyamamisti. Onun ülkeye karsi hissettigi mesuliyet duygusunun üstünlügü, ilmi olgunlugu ve Islâmi çalismalara olan düskünlügü ondan daha fazla isleri bekliyordu. Bu sefer üstad Islâmi ilimlere mahsus müstakil bir seriat fakültesinin kurulmasini düsünmeye basladi.

Bu fakülte tipki üniversitelerdeki diger fakülteler gibi bagimsiz olacak fakat Islâmi konularda alim yetistirecekti. Bununla Islâm ümmetine ve tüm insanliga asrimizda ve gelecekte ilerleme ve hayir takdim etmeyi istiyordu. Bütün engellemelere ragmen bu fakültenin açilisi 1955’de tamamlanmis Sibai de ilk dekani olmustu. Dekanligin yani sira yine hukuk fakültesindeki hocalik görevini ve diger mesuliyetlerini sürdürüyordu.  Üstad Sibai seriat Fakültesine dekan oldugu andan itibaren diger üniversitelerde bu fakültenin düsüncesi paralelinde olan tüm hocalarla yardimlasmis ve onlardan da bu konuda istifade etmisti.

 

ÖRGÜTSEL ÇALISMALARI

Mayis 1945 de Fransizlar ülkeye karsi düsmanliklarini ve zulümlerini tekrar estirdiklerinde Sibai’de Humus da silahli mücahidlerin basinda Fransiz emperyalistlerine karsi cihad etmeye baslamisti. Bu direniste ilk mermiyi de Sibai atarak kendisi ve adamlarinin kahramanliklari ve cesaretleri, Fransizlarin kalblerine korku salmis, onlari yenilgiye ugratmisti.

Yirminci yüzyilin baslarina kadar Sam ülkeleri diye bilinen Suriye, Lübnan ve Filistin bölgelerinde Islâmi düsünce açik ve net olarak ortaya koyulmamis ve asrinin kültürüyle Islâmi ilimleri birarada toplayacak bilgili Islâm davetçileri henüz yetistirememisti. Sadce bazi dini bilgileri elde etmis alimler, tarikat erbablari ve bazi cemiyetler vardi. Onlar da çalismalarini sadece Islâmin bazi yönlerini izaha ve yasamaya hasretmislerdi. Mesela Islâmin ahlaki yönüne davet ederler diger yönlerine ihtimam göstermezlerdi.  Ayrica bu cemiyetler toplumun problemlerini çözmekten de çok uzaktaydilar. Diger taraftan bu cemiyet ve tarikatlar davetleri esnasinda dine sokulmus bir çok hurafe, bidat ve sapikliklara da çagirmaktan geri kalmiyorlardi. Iste bu durum Islâmi ve onun bazi yönlerini temsil edenleri toplumdan ve onlarin problemlerini çözmekten uzak tutuyordu. Bu durum karsisinda Mustafa Sibai Islâmi tüm yönleriyle anlayan, yasayan ve ona samimi inanarak davet eden ve yeryüzünde kuvvet yerine hakkin hakim olmasini saglayacak bir cemaatin varligina ihtiyaç olduguna inanarak böyle bir cemaati olusturmak için insanlara hedeflerini açiklamis ve onlari bir bütün olarak Islâma davet etmeye baslamisti.  Mustafâ Sibai’nin bu çagrisina bir çok topluluklar süratle iltifat ederek etrafinda halkalanmislardi. Ama ülkenin o zamanki sartlari ona pek firsat vermemisti. Suriye’de emperyalistler ve onlarin yerli usaklari bu davetin yolunu tutuklama, iskence ve hapislerle engellemeye çalisiyorlardi.   Onlar kuwetli bir Islâmi hareketi ortaya koyabilecek güçlü bir cemaati hiç bir zaman istemiyorlardi. Fakat bütün bunlara ragmen Mustafa Sibai ilk olarak bazi Islâmi cemiyetleri Humusta ve diger mintikalarda açmâya baslamisti bile.  Kurdugu bu teskilatlarin arasinda Humus’ta “Rabitatuddiniyye” Sam’da “Muhammedin Gençleri” ve “Müslüman Gençler”i sayabiliriz.  Mustafa Sibai Suriye’deki Islâmi çalismalarini 1933 senesine kadar sürdürerek ayni yil daha yüksek bir egitim yapabilmek için Misir’a gitmisti. Kahire’ye yerlesir yerlesmez hemen büyük islam davetçisi Hasan elBenna ile irtibata geçti.  Onunla görüsmeden önce Benna hakkinda ve onun Islâmi cihadi konusunda çok seyler duymustu. Bu büyük davetçi; üstün liderligi ve samimi çalismalariyla Ihvani müslümini ortaya koymus, her türlü zorluklara ragmen Misir’da Islâmi düsüncenin boy salmasini saglamisti.   Dr. Mustafa Sibai, Suriye’ye döndükten sonra oradaki çalismalarina öncekinden daha hizli ve daha organizeli basladi. Hareketin bir halk hareketi olmaktan çikartilip ayni zamanda bir teskilat hareketi de olmasi gerektigine inaniyordu.  Bunu gerçeklestirmek için ileri gelen üyelerin seçimiyle ise baslâyarak, Misir’daki Islâmi hareketin ismiyle yani “Ihvani Müslimin” adiyla Suriye’de bir teskilat kuruyordu.

1945 yilinda Ihvani Müslimin cemaatini resmen ilan eden Sibai, kurucu heyet tarafindan hayati boyunca bu teskilatin genel murakibi olarak seçilmisti. Cemaat Sibai’ye beyat ederek idareyi onun üstün hikmet ve derin ilmi selahiyetine teslim etmis, o da en zor zamanlarda bile çok ustaca cemaatini yöneterek Islâmi hareketin Suriye’de kök salmasini basarmisti. Özellikle gençleri akli ve ruhi yönden yetistirmede çok önemli çalismalari olmus kendi ilmini ve tecrübesini aktararak onlarin her yönden olgunlasmalarini saglamisti.  Bir ara hastalanmasina ve iyice yaslanmasinâ ragmen hiç aksatmadan degerli görüs ve tecrübeleriyle teskilati yönlendirmisti.

1948 yilinda Birlesmis Milletler Filistin’in taksim edilmek suretiyle Israil ve Filistin olarak iki ayri devlet kurulmasi kararini onaylamis, en büyük cürümünü islemisti. Üstelik Kudüs’ü de Israil’e düsen kisma birakarak Filistinin yarisindan fazlasinda Israil devletin’in resmen kurulmasi kararini almisti.

Böylece yahudi, gasbettigi topraklarda bir gasip degil de sanki mesru bir hak sahibiymis gibi devlet kurma hakkini Birlesmis Milletler nazarinda elde etmis oluyordu. Her türlü hak ve adalet ölçülerinin çignenmesine ragmen Yahudi Filistin topraklarinda haklilik rollerine bürünmüs, müslümanlarin varliklarini ve haklarini bilmemezlikten gelmisti.

Bu durum karsisinda Arap devletleri ve tüm müslüman halk ayaga kalkarak yahudiye karsi savasa girmek için Filistin’e gitmeye can attilar.  Mustafa Sibai Suriye’de müslümanlarin en basinda gelen biri olarak Filistin’i kurtarmak ve kardeslerinin gasbedilmis haklarini geri almak için Suriye’nin sehir ve köylerinde Filistin için gönüllü toplamaya basladi. Güneyinden Filistin’de yakin huduttan, kuzeyde Türkiye hududuna, dogudan Irak sinirindan batida Suriye sahillerine kadar tüm ülkeyi dolasarak Suriyeli gençleri yahudiye karsi cihada çagirir. Müminlere mukaddes topraklarda cennetin kapilarinin açildigini müjdeleyerek, onlarin askini arttiriyordu.  Filistin’e gidince de en ön saflarda bizzat kendi yetistirdigi Ihvani Müslimine ait gençlerin komutanligini üstlenmisti. Bu gençleri “Allah yolunda ölmek en büyük temennimizdir” ölçüsüne göre yetistirerek cihad için hazirlamisti. Beytül Mukaddesi savunmak maksadiyla Kudüs’ün kalbi olan mintikayi kendisine merkez edinen Sibai mücahidleriyle beraber savas meydanina dalarak, müslümanlarin ilk kiblesi olan ve su anda üç mukaddes mescidin üçüncüsü olan mescidi Aksayi korumak için can aliyor ve can veriyordu. Savas evden eve caddeden caddeye kiyasiya devam ederken Sibai ve mücahitleri de kâhramanlik örnekleri gösteriyorlardi. Bu mukaddes cihadda Sibai’nin etrafindaki yüzlerce mücahid sehid düserek Allah için yasamanin hedefine ulasiyorlardi.

 

SIBAI’NIN GAZETECILIKTEKI ÇALISMALARI

Mustafa Sibai çok enerjik ve hareketli birisiydi. Her türlü Islâmi çalismayi yapabilecek bir kabiliyeti oldugu için hemen hemen her alanda hayirli çalismalari baslatmis ve büyük basarilar elde etmisti. Onun yapamayacagi ve üstesinden gelemeyecegi bir is yoktu. Normal çalismalarini sürdürürken basin ve yayinin kamuoyunu olusturmada ve teskilat elemanlarini yetistirmede çok tesirli bir silah oldugunu hissederek 1947‘de “El Menar” adinda bir gazete çikartarak bu silahtan Islâmin lehine istifade etmisti. Fakat çikartilan bu gazete 1949 da Suriye’de gerçeklesen inkilaba kadar devam edebilmisti. Inkilaptan sonra yayini durdurulan “ElMenar” 1955 yilina kadar bir daha çikartilamamisti. Bu tarihten sonra Suriye’nin siyasi atmosferi normale dönünce Üstad Sibai’de “Es Sihab” adinda haftalik ve siyasi bir baska gazete çikartarak bu gazetenin hem yazi islerinden ve hem de genel siyasetinden sorumlu olarak müslümanlara hizmet vermeye baslar. Bu gazete de 1958 MisirSuriye birlesmesine kadar devam ettikten sonra bu tarihten itibaren yayinina müsade edilmez. Üç.sene yayinini sürdüren “EsSihab”in bu zaman içerisinde müslümanlara çok büyük hizmetleri olmustu.

Üstad Sibai’nin gazetedeki fikri,,siyasi, ahlaki, sosyal ve tarihi yazilari ise ayri bir kiymet tasiyordu. Üstad Sibai 1955 de EsSihab’i çikartirken ayni yil “ElMüslimun” adinda bir de dergi çikarmaya baslamis ve 1958’e kadar onun da yazi isleri müdürlügünü yürütmüstü. Daha sonra bu derginin ismini degistirmeyi uygun bularak “Hadaratül Islâm” (Islâm Medeniyeti) adiyla yayinini sürdürür. Üstad bu derginin bir Islâm medresesi olmasi için çok çalismalar yapmis ve müslümanlara hedeflerini gösterebilecek bir isaret çizgisi olusturarak fikri bir nitelik kazandirmisti: Bunu yaparken de çok çekici bir uslub kullanip, her türlü taassubu kaldirmayi planlamis, Islâmin ebedi ölçüleri içersinde davanin yürütülmesini saglamisti.

 

SÜVEYS SAVASINDAKI MÜCADELESI

1952’de Misir’da Süveys Kanali bölgesinde kanli savas baslamisti. Çünkü emperyalist Ingilizler Süveysi kendileri için büyük bir üs edinerek Misir halki üzerinde hegomanyasini sürdürüyordu. Fakat Misir gençligi harekete geçerek Ingilizlerin askeri karargahlarina saldirilar düzenliyor, kurduklari askeri köprüleri havaya uçuruyor ve merkezlerine saldirilar düzenliyorlardi.   Üniversitedeki müslüman gençler halki Ingilizler aleyhine hazirliyor ve Süveys kanalinda cereyan eden savasa gönüllü mücahidler yetistiriyorlardi.  Mustafa Sibai’de Suriye’de Misir’daki kardeslerine yardim edebilecek gönüllü mücahid toplamaya baslamisti. Bu arada Misir basbakanina da bir mektup göndererek Misir’da Süveys kanali savasina binlerce gönüllüyü takdim etmis fakat Suriye idarecileri tarafindan Sibai ve hanimi yaka ‘ lanarak dört ay tutuklanmislardi. 1956’da Amerika, Ingiltere ve Fransa gibi emperyalist devletler tarafindan Misir, Süveys kanalindan dolayi tehdit edildiginde üstad Sibai Suriyeli müslümanlarin Misir halkinin yaninda olmasi için çok gayretler sarfetmisti.

Üniversitenin adete bir askeri kisla olmasinda, hocalarin ve talebelerin birer mücahid olarak emperyalistlere karsi direnmesinde üstadin çok büyük payi vardi. Olaylar esnasinda üstad Sibâi direnisin simegesi olan bir elbiseyi devamli giymis ve bu elbisenin halk arasinda emperyalistlere karsi bir direnis simgesi olmasini saglayarak onlarin da bu elbiseyi giyip sürekli emperyalistlere karsi bir direnis ve mücadele içinde olmalarini saglamisti.

 

SÜRGÜN EDILISI

1952 yilinin sonlarinda yeni Edip Siskili’ninzamaninda üstad çok sikistirilmis üniversitedeki tüm hareketi kontrol altinda tutarak çalisma sahasi iyice daraltilmisti. Siskili bununla da yetinmeyip üniversitelerin hocalarindan ve ülkenin ileri gelenlerinden kendisine baglilik yemini istemis hatta bunu sart olarak ileri sürmüstü. Alimlerin bir çogunun bu baglilik yeminini etmesine karsilik, ömür boyu hür yasamis ve hürriyet için mücadele etmis olan üstad Sibai, seriatin cevaz vermedigi bir bagliligi yapamayacagini bildirerek reddetmisti.

Bunun üzerine Siskili resmi bir yaziyla Sibai’yi üniversiteden uzaklastirmis ve kendisine gidebilecegi bir ülke seçmesini istemisti. Bu durum karsisinda Lübnan’a gitmeyi tercih eden üstad, Suriye’den ayrilarak Lübnan’a yerlesti. Orada etrafi üniversiteli ve kültürlü insanlar tarafindan sarilarak kendisinden azami derecede istifade edilen Sibai, daha sonra Lübnan’daki Islâmi hareketin baslatilmasinda yine büyük gayretler göstermisti. Bu hareket hala çalismalarini üstadin çizdigi program dahilinde yürütmektedir.  Ustad, 1957’de Rusya’ya yapmis oldugu ilmi bir geziden döndügünde siddetli bir sekilde hastalanarak hemen hemen hareketsiz kalmisti. Fakat üstad durgunluktan ve beklemekten nefret ediyordu. Bu oturma hastalik yüzünden bile olsa, sevmiyor, devamli hareket istiyordu. Bu durumda bile üniversitenin konferans salonunda ve çesitli yerlerde bir çok ilmi konferanslar vererek halki ve gençligi Islâmi açidan yönlendiriyordu.   Verdigi konferanslarinin arasinda ilmi bakimindan en meshurlari olarak “Islâm sosyalizmi” ve “fikihla kanun arasindaki kadin”i zikredebiliriz. “Islâm Sosyalizmi” adli konferansini yaklasik olarak üç saatte vermis, Islâmin sosyalizmle uzaktan yakindan en ufak bir benzerligi olmadigini, Islâm sosyalizmi gibi isimlendirmelerin Islâmi bilmemek oldugunu çok net olarak ortaya koymustu.

Ikinci konferansi olan “Fikihla kanun arasindaki kadin” da birincisi gibi takriben üç saat sürmüstü. Bu iki konferans da daha sonra kitap haline getirilmistir. Bu konferanslardan baska “Islâm medeniyeti” adli dergisinde o günün problemlerini çözücü ve müslümanlari fikri olarak yönlendirici bir çok da makaleleri yayinlanmisti. Üstad bu çalismalarini, bu hastalik döneminde gerçeklestirerek mesuliyetini idrak etmenin örnegini sunuyordu.

Üstad’in hastaliginin sekiz sene gibi uzun bir müddet devam etmesine ve onu acilar içerisinde kivrandirmasina ragmen hastalik dönemi onun en verimli dönemlerinden biri olmustur. Üstad bu hastaliktan dolayi öyle aci çekiyordu ki, her insan o aciya katlanamazdi. Buna ragmen, büyük bir sabirla ve azimle hem acilara katlaniyor, hem de müslümanlara faydali olabilmek için gayret sarfediyordu.

Hatta “Hayat bana böyle ögretti” kitabinin bir kismini 1962 de hastahanede yazmisti. Doktorlar okuma ve yazmadan uzuk durmasinin zaruretini söylemelerine ragmen, o kagit ve kalemini doktorlardan gizler onlarin olmadigi zamanlar yazmaya baslardi. Üstad’in bu eseri onun eserleri arasinda, ilmi, tecrübi ve edebi yönden en degerlilerinden birisidir. Üstad bu kitabindan baska “Sünnetin Islâm Fikhindaki Konumu” ve “Faydalar Kolyesi” adinda yazmis oldugu kitaplarini da yine bu hastaligi döneminde gerçeklestirmisti.   Üstad bu hastalik döneminde çok sabretmisti.  Öyleki sabirla ilgili ayetlerin onun halini ne kadar da güzel izah ettigini görürdünüz. Allah’in emrine teslimiyetin eseri olarak agzindan hamdetmekten baska bir söz çikmazdi. Acilarindan firsat bulur bulmaz hemen kagit ve kaleme sarilarak ilmini ve tecrübelerini Islâm ümmetine aktarmak için gayret sarfederdi. .

Sözün kisasi Sibai, gerçek bir Islâm kahramaniydi. Sagliginda da, hastaliginda da, o hayatinin her dönemini çok üstün bir sahsiyet olarak yasamisti.

 

SIBAI’NIN VEFATI

Yil 1964, Eylülün üçü. Günlerden Cumârtesiydi. O büyük kalp susuyor ve nur parçasi sönüyordu. O kiliç gibi olan kalem duruyor, o coskulu hareket diniyordu. O gün binlerce insan rahmetli Sibai’nin evine akin etmisti, belki haber yalandir diye. Fakat haber dogruydu. Allah’in emri gelmisti. Elbette hiç kimse bu emrin önüne geçemezdi.  Iste o uzun hayat ve asil yolculuk Allah’a varis duragina gelmisti. Arkasindaki nesillere bir tarih ve bir hazine birakarak Rabbine kavusmustu. Kaniyla ve ruhuyla öyle ölümsüz sayfalar yazmisti ki, onlari kusatmak çok zordu. Evet o, bu cihad sayfalarini inanci ugruna kaniyla, ruhuyla ve düsünceleriyle yazmisti. Onun bu hali minarede bir nur ve yolda isaretler olarak kalacak ve Sibai, Islâmi Cihad için mücahidlere bir örnek olacaktir.  Hem de bir Islâm davetçisi, bir mücahid, bir mürsit, bir terbiyeci ve üstün bir lider olarak.

Üstad Mustafa Sibai’nin eserlerinden bazilari sunlardir:

1   Orucun Hükümleri ve Hikmetleri

2   Sosyal Ahlakimiz

3   Sünnetin Islâm Fikhindaki Konumu

4   Peygamber Efendimizin Hayati

5   Fikih Ile Kanun Arasindaki Kadin

6   Hayat Bana Böyle Ögretti

7   Tarihteki Büyüklerimiz

   

Kategori: İslam Alimleri ve Evliyalar

hep haber

Benzer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

hepsaglik