Sponsorlu Bağlantılar

Semseddin Ahmed Sivâsî (Kara Sems) hazretleri

| 15 Mayıs 2012 | 0 Comments |

   

Anadolu’da yetisen büyük velîlerden. Halvetiyye yolunun kolu olan Semsiyye (Sivâsiyye)’nin kurucusudur. Babasinin ismi Ebü’l-Berakat Muhammed’dir. Asil ismi, Ahmed, künyesi Ebü’s-Sena, lakabi Semseddin’dir. Kara Sems diye söhret bulmustur. 1519 (H. 926) senesinde Tokat’in Zile ilçesinde dogdu. 1597 (H. 1006) senesinde Sivas’ta vefât etti. Sivas’ta Meydan Camii avlusunda medfûn olup, Kabri ziyâret edilmektedir.

Türk-Islam târihindeki meshur üç Sems’ten birisidir. Bunlardan birincisi Mevlâna Celâleddin-i Rûmi’nin hocasi olan Sems-i Tebrizi, ikincisi Istanbul’un fethinde Fatih Sultan Mehmed Hanin yaninda bulunan Aksemseddin, üçüncüsü de III. Mehmed Han ile birlikte Egri Seferine katilan Kara Sems’tir. Üçü de yüksek dereceler sahibidir.

Kara Sems yedi veya sekiz yasindayken, Amasya’da bulunan Halvetiyye büyüklerinden Seyh Haci Hidir’in sohbetleriyle sereflenip elini öptü. Bu ziyareti talebelerinden Receb Efendi söyle nakleder; Hocam Kara Sems anlatti: “Babam, Ebü’l-Berakat Muhammed Efendi, Amasya’daki Habib Karamâni hazretlerinin halifesi olan mârifetler ve kerâmetler sâhibi Haci Hidir’in talebelerindendi. Bu fakir yedi yasindayken, babam anneme: “Oglum Ahmed’i seyhime götürmek istiyorum elbiselerinin yika. Yolculuk için azik ve seyhime götürebilecegim hediye hazirla” dedi. Hazirlik yapildiktan sonra bir kis günü babamla Zile’den Amasya’ya vardik. Haci Hidir’in huzûruyla sereflenip ellerini öptük. Haci Hidir: “Böyle kis günlerinde bu mâsumu ne diye getirdin ?” buyurunca, babam da: “Nazariniza muhâtâb olmak, serefli sohbetinizden bereketlenmek ve hayir duânizi almak içingetirdim” dedi. Bunun üzerine Haci Hidir hazretleri mübârek ellerini kaldirip, benim yüzüme bakarak duâ etti. Orada bulunanalar âmin dediler. Bu fakire gelen ihsânlar ve yükseklikler o duanin bereketiyledir.”

Ziyaret bittikten sonra Zile’ye döndü. O beldenin âlimlerinden sarf ve nahv ile diger ilimleri tahsil etti. Daha sonra Tokat’a gidip Arakiyecizâde Semseddin Efendi’den ve diger âlimlerden aklî ve naklî ilimleri ögrendi. Bu sirada gördügü bir rüyâyi söyle anlatir: “Tokat’ta ilim tahsili ile mesgûl oldugum sirada bir gece, rüyâmda bir sahrada oturmus ve etrâfimi bir nûr kaplamisti. Etrâfimda genç-ihtiyar birçok kimsenin döndügünü gördüm. Bu rüyâyi, rüya tabir etmekle mâhir olan Köstekcizâde’ye anlattim. Ben rüyâyi anlatinca, bana: “Nerelisin, kimin nesisin, nerede kaliyorsun ve ismin nedir ?” diye sordu. Ben de ayrintili olarak hâlimi ve kim oldugumu anlatinca, bana: “Sana müjdeler olsun ki, zâhirî ve batinî ilimlerde yüksek dereceye ulasip zamaninin bir tânesi olacaksin. Her taraftan insanlar gelip senden feyz alip, Allah’ü teâlânin rizâsina kavusacaklar diye tâbir etti. Bu tâbirde bildirilen hususlar yirmi sene sonra aynen meydana geldi”

Tokat’ta aklî ve naklî ilimleri tahsil edip yükseldikten sonra Istanbul’a gelip, Sahn-i semân medreselerinden birinde müderris olarak vazifelendirildi. Bir müddet ilim ögretip taleb yetistirmekle mesgûl oldu.

Bir gün zamanin kazaskerlerini ziyarete gitmisti. Müderrislere ve kadilara karsi kazaskerin tutumunu ve onlarin makam için düstükleri hâllweri begenmedi. Çiktiktan sonra Fâtih Câmiine gitti. Iki rekat namaz kilip, huzurlu bir kalb ile Allahü teâlaya: “Yâ Rabbi! Bunlarin içinden beni kurtarip, tasavvuf ehlinin yoluna dâhil eyle” diye dua etti. Kisa bir müddet sonra hacca gitti. Hac ibâdetini yerine getirip Peygamber fendimizin mübârek kabrini ziyâret ettikten sonra, dogum yeri olan Zile’ye döndü. Orada ilim ögretip, insanlara Allahü teâlanin dinine ve Peygamber efendimizin güzel ahlâkini anlatmaya basladi. O sirada Ibn-i Hisam’in Kavâid-ül-I’râb adli eserine Hail-ül-Me’âkid adli serhi yazdi. Fakat içinden ilâhi askin atesinin hârareti her geçen gün biraz daha artiyor, Allahü teâlânin sevdigi bir velyie talebe olmak istiyordu. Bu sirada Amasya’li Seyh Muslihuddîn Efendinin dergâhina gidip, onun sohbetile sereflendi ve ona talebe oldu. Bir müddet sohbet ve hizemtinde kalip feyz aldi. O sirada gördügü bir rüyâsini söyle anlatir: “Bir tepe üzerinde büyük bir agaç, bu agacin yedi büyük dali var. Elimde Mishaf-i serif bulunuyor. Bu mishafi o agacin en yüksek dalina asmak istiyordum. Bu sirada siddetli bir rüzgâr esip, agaci kökünden devirdi. Eyvah bu ne haldir diye üzülürken uyandim. Ertesi sabah rüyâmi hocam Muslihuddin Efendi’ye anlattim. “Rüyân ayni ile vâki olacaktir. Agaçtan murâd bizim vücudumuzdur. Yakinda biz göçeriz. Lakin bizden önceki hocalar duâ edip seccâde ve asâ verirlerdi. Biz dahi size icâzet verelim” deyip, elleriyle icâzetnâme yazdilar. Aradan birkaç gün geçmeden rüyâ ayni ile vâki olup, hocam vefât etti. Hocamin vefâtiyla yetim kaldim. Mumu sönmüs eve, suyu çekilmis degirmene döndüm”

Kara Sems, hocasi Amasya’la Muslihuddin Efendi’nin vefâtindan sonra, mübarek, velî bir zât bulup talebe olmak istedi. Tokat’taki zâhid ve muttaki, yüz yas civarinda bulunan Seyh Mustafa Kirbâsi adinda bir zâta gidip, talebe olmak istdei. O zât, “Sen gençsin, ben ise ihtiyar ve hastalikliyim. Riyâzete (nefsin istediklerini yapmak) kuvvetim yoktur. Seni terbiye ile mesgûl olamam” dedi. Kara Sems: “O zaman benim halim ne olacak ? Beni buraya terbiye etmeniz ve yetistirmeniz için geldim” deyince, “Sen bu isten hâlis ve sâdik misin ?” diye sordu. Kara Sems: “Evet” cevâbini verince, basini önüne egip bir müddet bu halde kaldiktan sonra basini kaldirip: “Alti aya kadar Allahü teâlâ, ya seni kâmil bir rehberin huzûruna gönderir veya böyle bir zâti seni terbiye için gönderir” dedi ve Kara Sems’e hayir duâda bulundu.

Kara Sems bundan sonra tekrar Zile’ye dönüp, ilim ögretmekle mesgûl oldu ve Muhtasâr-i Menâr üzerine, Zübdet-ül Esrâr adli bir serh yazdi. Ilim ögretmekle mesgulken, Tokat’a meshûr nahiv âlimi Semseddin Efendi’yi ziyârete gitti. Semseddin Efendi onu görünce: “Ben de senin gelmeni arzuluyordum. Çünklü sen akilli, anlayisi ve kavranisi iyi birisin. Memleketimize Sirvan’dan velî bir zât geldi. Bizlere vâz ve nasikat ediyor. Anlattiklari okuyarak ögrenilecek akil ve zekâ ile söylenilecek seyler degil. Konustuklari Allahü teâlânin ihsani ile bilgiler. Haydi onun yanina gidelim” dedi. Birlikte kalkip gittiler. Böylece Abdülmecid-i Sirvâni’nin sohbetine ve mübârek ellerini öpme serefine kavustu. Abdülmecid Sirvâni sohbetinin sonuna dogru: “Ey Kara Sems ! Benim, Allahü teâlânin emri ve sevgili Peygamber efendimizin isâretiyle kendi memleketimi, ailemi ve sevenlerimi terk edip, dag ve beldeleri asip gelmem, sadece seni irsâd ve terbiye içindir” buyurdu.

Abdülmecid Sirvâni’nin hizmetinde bulunup sohbetinden istifade etti. Feyz alip tasavvuf derecelerinde yükseldi. Dünya sevgisinden uzaklasip, hakikate yöneldi.

Semseddin Sivâsi, Abdülmecid Sirvâni’den kisa zamanda feyz alip, tasavvufun yüksek derecelerine kavustu. Bir gün hocasi, haber göndererek, yanina çagirdi. Hayir duâda bulunarak insanlara, Allahü teâlânin dinini ve sevgili Peygamber efendimizin güzel ahlâkini anlatmakla vazifelendirdi. Söhreti her tarafta duyuldu. Devrin Sivas vâlisi Hasan Pasa, kendisini Sivas’a davet edip, yaptirdigi dergaha yerlestirdi. Ayni zamanda yaptirdigi câminin imâmligi da kendisine verildi. Orada ilim ögretti, insanlara vaaz ve nasihatle mesgûl oldu.

Kara Sems 1590 (H. 999) senesinde hac farîzasini yerine getirmek için Mekke-i Mükerremeye gitti. Bu sirada talbelerinden Haci Mustafa Efendi Misir’daydi. Hocasinin hacca gidecegini duyunca, hem hac farîzasini yerine getirmek, hem de hocasini ziyâret için Mekke’ye gitti. Mustafa Efendi Mekke’ye vardiginda hocasi tesrif etmemisti. Bir müddet sonra Kara Sems’in geldigini isitince, arkadasi ile beraber karanlik bir gecede ziyâretine gitmek üzere kaldigi yerden ayrildi. Yolda Yemenli bir saticiya rastladi. Hocasina bir hediye almak istedi. O sirada Kara Sems’in kardesi Ismâil Efendinin elinde bir mum ile geldigini ve arkasinda da bir cemaatin bulundugunu gördü. Hocasinin da aralarinda oldugunu anladi. Edebinden bir kenara çekildi. Hocasi yakinindan geçerken, cemâattan ayrilip Mustafa Efendinin yanina yaklasti ve o karanlikta elini basina koyup: “Sen Haci Mustafa degil misin?”dedi. O da: “Evet efendim!” deyip elini öptü ve birlikte Harem-i serife gitti.

Hayatinin sonuna dogru, Sultan III. Mehmed Han’la birlikte Egri seferine gitti.

Egri seferiyle ilgili olarak talebelerinden Receb Efendi söyle nakleder: “Semseddin Sivâsi bir gün bu fakiri odalarina çagirip: “Din düsmanlarinn (hristiyanlarin), sinirlardaki müslümanlara baski ve zulümleri haddinden fazla olmus, tahammül edilemez hâle gelmistir. Içimde onlara karsi sefere gitme arzusu belirdi” buyurdu. Bu sözü üzerine, ihtiyar olduklarini, zayif, bünyelerinin sefere çikmaya engel olacagini ve bu hususa dair padisahtan da herhangi bir haber gelmedigini söyledim. Bunun üzerine: “Bize isâret ve tenbih olundu ki: “Sefer hazirliklarini tamamla! Fetih ve zafer senin için mukarrerdir” buyurdu. Ben de: “Süphesiz ben sâdece hak dine boyun egip, yüzümü, gökleri ve yeri yaratmis olan Allah’a çevirdim ve ben O’na ortak kosanlardan (müsriklerden) degilim” mealindeki En’âm suresinin 79. ayetini okudum. Bunun üzerine: “Bize müjde verildi ki yakindaa güçlü bir padisah gazâ edip, birçok fetihlerde bulunacak ve müminlerin kalbleri de sevinçle dolacaktir” buyurdu.”

Çok geçmeden III. Mehmed Han, Osmanli padisâhi oldu. Semseddin Sivâsi hazretleri, alti deve, alti katir ve kendi için de bir at satin alip sefer hazirligini tamamladi. Sivas’ta medfun bulunan Gâzî Abdülvehhab’in sancagini yanlarina alip, Ayasofya yakinindaki Kapi Agasi dergâhinda bulunan Koca Seyh’e verdi. Bütün sefer hazirliklari tamam olunca, mübarek bir günde her türlü erzak ve mühimmat hayvanlara yüklendi. Bütün sehir ahâlisi Semseddin Sivâsi’yi ugurlumak üzere toplandi. Beklerken bir kapicibasi aceleile gelip, pâdisahtan Egri seferine katilmak üzere dâvet geldigini belirten fermâni okudu. Bunun üzerine Seyh Semseddin Sivâsi hazretleri: “Isittik ve itaat ettik. Zâten biz iki senedir hazirliydik. Bismillah, hemen gidelim” diye el kaldirip duâ buyurdu. Oradaki topluluk duâya âmin deyip, göz yaslari arasinda ugurladilar.

Uzun yolculuktan sonra Üsküdar’a geldiler. Henüz genç olan, Azîz Mâhmud Hüdâyi onu karsilayip, ellerini öptü. Seyh Semseddin Sivâsi, Mahmud Hüdayi’ye: “Oglum size yegânesiniz (bir talebesiniz). Bugünden sonra fazlalasirsiniz” diye dua edip, ileride çok büyük bir veli olacagini müjdeledi. O gece sabaha kadar birlikte sohbet ettiler. Sohbet esnasinda Azîz Mâhmud Hüdâyi: “Yasiniz seksene ulasmis, vücudunuz da zayiftir. Kendinize eziyet etmeseniz, çünkü her an nefsiniz ile büyük cihaddasiniz” diyerek seferden alikoymak istedi. Bu sözüne cevaben: “Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamin bütün emirlerine uymak lâzimdir. Büyük cihadi yaptik (Nefis ile cihad, M.K.). Ancak küçük cihad kalmisti. Bu emirlerine ihtiyar olarak uymak isteriz” buyurdu.

Gerçekten de çok geçmeden, Semseddin Sivâsi hazretlerinin târif ettigi sekilde bir zât ortaya çikti. Bun gören seyh, hemen padisahin huzuruna çikarak: “Fethin vaktidir” diye müjdeledi. Ortaya çikan zat, dagilanordunun önüne düsüp: “Ey mü’minler ! Nerede Islam gayreti ? Nerede peygamber efendimzin gayreti ? Nerede cömeertlerin cömerdi sultan gayreti ?” diye nida edip: “Sehid olmak, dinini yüceltmek isteyen kimse yanima gelsin” byurdu. Bu sirada yanina birkaç bin kisi toplanip, birlikte düsman hücum ettiler. Bu durumu gören düsman neye ugradigini sasirdi. Durumu haber alan firari askerler dönüp düsmana saldirdilar. Nihayet düsman bozguna ugratilip, kesin zafer elde edildi. Daha sonra o zatin kim oldugu Semseddin Sivâsi’ye sorulunca, Hizir aleyhisselam oldugu haber verdi.

Seyh Semseddin Sivâsi hazretleri zaferi müjdelemek üzere padisahin huzuruna çikti ve aralarinda su konusma geçti:
Padisah: “Buyurun ey gönlümün sultani” dedi
Semseddin Sivâsi: “Vadini yerine getiren, kuluna yardim eden ve kafirleri hezimete ugratan Allah’a hamd olsun. Ey benim padisahim ! Eger dinlersenit birkaç kelime nasihat etmek isterim” deyince
Padisah: “Ey insanlar hakki tavsiye eden üstâdim ! Buyurun. Hak olan sözü dinlerim” dedi.
Semseddin Sivâsi: “Ey benim padisahim ! Yeryüzünde Allahü teâlânin halifesi olanlarin niyetleri; Allahü teâlânin rizasini kazanmak olup, dayandiklari ve güvendikleri, Allahü teâlâ olmasi gerekir. Savasta askerlerin çokluguna güvenmeyip, kuvvet ve kudret sahibi Allahü teâlâya tevekkül etmek gerekir. Ayeti kerimelerde mealen: “Onlara (düsmanlara) karsi gücünüz yettigi kadar kuvvet ve cihad için baglanip beslenen atlar hazirlayin, onunla Allah’in düsmanini, sizin düsmaninizi ve onlardan baska sizin bilmediginiz, Allah’in bildigi (düsman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsaniz size eksiksiz ödenir, siz asla haksizliga ugratilmazsini.” (Enfal, 60) ve “71. Ey iman edenler! Tedbirinizi alin; bölük bölük savasa çikin, yahut (gerektiginde) topyekün savasin. ” (Nisa, 71) emredildigi üzere, savas için gerekli hazirliklar yapilmali. Ancak buna güvenmeyip Allahü teâlâya tevekkül ve itimad etmelidir. Eger Allahü teâlâya güvenmeyip askere ve cephaneye güvenilir ise, hezimet, yenilgi zuhur eder. Kalbden Cenab-i Hakk’a tam tevekkül edip, hâlis kalb ile yönelebilirsen, zafer müyesser ve mukadder olur. Bizden hüznü gideren Allah’a hamd olsun.
Ey padisahim ! Bilesin ki, deden Fatih Sultan Mehmed Han, Istanbul’un fethine niyetlenince, Aksemseddin’in refâkati ve duasi bereketiyle fetih müyesser oldu. Aksemseddin hazretleri: “Ey padisahim ! Büyük fethin sükran ifadesi olarak nice cami, mescid, medrese ve hamamlar insaa etmek gerekir” buyurmustu. Bunu üzerine Fatih Sultan Mehmed Hanin da, nice hayir ve hasenât yapmis oldugu mâlumunuzdur. Ayni sekilde, sizin de isminiz Sultan Mehmed, duâciniz hakirin, dahi ismi Semseddin’dir. Bu güzel fethin sükrânesi olarak zatiniz dahi, reâya (halk) ve fukarâ üzerinden sikintiyi kaldirip, Islam askerine ihsanlarda blunup, her makam dindar, adaletli ve dogru kimseler tâyin etmeniz gerekir” buyurdu.
Bu nasihatten can kulagiyla dinleyen padisah III. Mehmed Han, su cevabi verdi: “Bin can ilekabul ettim ve nasihatinize fazlasiyla riayet edecegim”

Padisah, ordusuyla birlikte Istanbul’a döndügünde, Semseddin Sivâsi’nin Istanbul’da kalmasini israrla ricâ ettiyse de kabul ettiremedi. Semseddin Sivâsi ihtiyarliginin yaninda, seferin siddetinden ve kisin asiri sogugundan hayli yorgun ve zayif düsmüstü. Hayatinin son anlarini yasadigini anladigindan, ruhunu ailesinin ve sevelerinin yanindan teslim etmek istedigini belirterek izin istedi. Sivas’a döndü. Gelisinden kisa bir müddet sonra, amcazâdesi ve damadi olan Receb Efendi’yi vazifesine tayin etti. Semseddin Sivâsi vefatlarina yakin, talebelerini odasina çagirdi. Onlarla birlikte bir saat kadar Allahü teâlânin zikri ile mesgul olduktan sonra, duâ edip, ruhunu tesli etti.

Veliler, âlimler, salih kimseler, devlet adamlari cenazesinde hazir bulundu. Cenazesi göz yaslari arasinda: “Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidi” denilerek musallaya konuldu. Cenaze namazinda, altmis binden fazla kisi oldugu rivayet edilir. Namazini amcazâdesi ve damadi Receb Efendi kildirdi. Sagligindayken vasiyet ettigi gibi, Meydan Caminin bahçesine defnedildi. Daha sonra kabrinin üzerine beyaz bir kubbe yaptirildi. Hâlen ziyâretgâhdir. Sehir ahalisine siddetli bir sikinti oldugu zaman kabrini ziyaret duâ ederler. Allahü teâlânin izniyle o sikintidan kurtulurlar.

Seyh Semseddin Ahmed Sivâsi hazretleri, zâhiri ve bâtini ilimlerde yüksek, ilim ve irfân sahibi, bütün güzel huylarla ahlaklanmis, fâziletli bir zatti. Tasavvufta Halvetiyye yoluna mensuptu. Semsiyye kolunun kurucusudur.

Kara Sems, yumusak huylu, cömert, güler yüzlüydü. Fakirlerin yardimcisi, zayiflarin, dullarin, yetimlerin siginagiydi. Eli açik, vermesi boldu.. Mütevâzi, alçak gönüllü olup, büyüklere hürmet, küçüklere sefkat ve merhametle davranirdi. Özür dileyenlerin özrünü kabul ederdi. Kerâmetleri vefatindan sonra da devam etti.

Müderris Mevlana Ahmed Efendiyi suçsuz oldugu halde birisi töhret altinda tutuyordu. Bir gün bu yüzden gâyet üzgün olarak uyudu. Rüyasinda Kara Sems’i bir hayvana binmis gelirken gördü. Elini öpüp: “Efendim ! Suçum olmadigi halde bir zâlim beni yakaladi. Yardiminizi istiyorum” dedi. O da: “Yardim Allahü teâlâdandir. Üzülme Allahü teâlâ sikintini giderir. Su kelimelerle mesgul ol: «Yâ Azîze’l-meni’ el gâlib alâ emrih1i fedâ sey’e yuâdilühü»” buyurdu. Uyandiginda bu kelimeler hatirindaydi. Bunlari bin kere söyledi. Allahü teâlâ onu, o sahsin elinden kurtardi.

Cemelzâde diye meshur Ahmed Çelebi, küçüklügünden beri Kara Sems’in sevdiklerindendi. Kara Sems’in vefatindan iki sene sonra bir gece rüyasida onu gördü. Kara Sems paçalarini sivamis halde süratle geldi. Yaklasinca selam verdi. Ahmed Çelebi: “Efendim, niçin böyle acele ediyorsunuz?” diye sorunca: “Isitmedin mi, hocan Pir Muhammed vefat etti” dedi ve gözlerinden yaslar akarak: “Beni takib et de techiz, tekfin isleri nasil oluyor, bir ögrenelim ?” dedi. Hasan Pasa’nin yaptirdigi camiinin yanina vardiklarinda Ahmed Çelebi uyandi. Vücudu titriyordu. Sabah olunca, Pir Muhammed’in yanina gitti. Onu hayatta ve sihhatte görünce, Allahü teâlâya hamdetti. Fakat o gün kusluk vakti Pir mUhammed rahatsizlandi. Yedi gün sonra da vefat etti.

Anadolu’da yetisen evliyânin büyüklerinden olup gönüllere taht kurmus olana zamâninin bir tanesi olan Semseddin Sivâsi hazretleri, zâhiri ve bâtini ilimlerde yüksek derece sahibiydi. Çesitli ilimlere dair manzum ve mensur (nesir) yazdigi kirka yakin eseri vardir. Farsça ve Arapçadan tercüme yapilmistir. Eserleri iki ana grupta toplanabilir.

A) Manzum eserleri:

  1. Divan-i Ilahiyat
  2. El-Fesayih fi Tercemet-il-Levâyih (Tasavvufi bir eserdir)
  3. Hest Behist
  4. Gülsenâbad (Çiçeklerin karsilikli konusmalariyla ilgili bir eserdir)
  5. Ibret-nümâ
  6. Irsâd-ül-Avvâm
  7. Kitâb-ül-Hiyaz min Sevbi Gamâm-ül-Feyyaz
  8. Menâkib-i Imam-i Azam
  9. Menâsik-i Hac (Hac için gerekli bilgileri ihtiva eder)
  10. Mir’at-ül-Ahlak ve Müsevvik-ul-Esvak
  11. Mir’at-ül-Esvak
  12. Mevlid-i Nebî
  13. Süleymân-nâme
  14. Terceme-i Ilâhi-nâme-i Seyh Attâr
  15. Terceme-i Mantik-ut-Tayr-i Seyh Attâr
  16. Terceme-i Pend-nâme-i Seyh Attâr
  17. Terceme-i Kaside- Bürde’dir

B) Mensur (Nesir) eserler:

  1. Cila-i Uyûnül-Arâis-ül-Mühadara
  2. Dairet-ül-Usûl
  3. Dürer-ül Akaid (Ehl-i Sünnet itikadini açiklayan bir eserdir)
  4. El-Câmi-ün-Nüfus
  5. Huccet-i Ilâhiyye
  6. Kissa-i Mûsâ ve Hizir
  7. Letâyif-ül-Âyat ve Nukus-ül-Beyyinat
  8. Meclis
  9. Menakib-i Çehar-i Yâr-i Güzin (Sevgili Peygmaberimizin dört halifesini anlatir. {Bedir yayinevi’nde basilmistir, M.K.})
  10. Menakib-i Numan
  11. Menazil-ül-Arifin
  12. Nakd-ül-Hâtir
  13. Risâlet-i Emr-i Ilahi
  14. Risâlet-üt-Te’vil
  15. Serh-i Gazeliyyat-i Murad Han-i Sâlis
  16. Serh-i Kavâid-ul-I’rab il Ibn-i Hisam
  17. Serh-i Kelimetü Kumeyl Ibn-i Ziyad
  18. Serh-i Muhtasa-ül-Menâr
  19. Umdet-ül-Edib fit-Teallumi vet-Te’dib (Farça gramer kitabidir)

Siirlerinde Semsî mahlasini kullanan Semseddin Sivâsi hazretleri divânindaki kiymetli siirlerinde, dünyanin fâniligini, Allah adamina talebe olmayi, Peygamber efendimizin sünnetine sikica sarilmayi, ilâhi aski ve sükrü anlatir.

Divânindan seçme:

       Nat-i Serif

Kapina geldi âsiler,
Sefâat Ya Resûlallah !
Suçunu bildi kâsiler,
Sefâat Ya Resûlallah !

Ne ettim ise ben ettim.
Yanildim nefse zulm ettim,
Henüz suçum bilip geldim.
Sefâat Ya Resûlallah !

Ne ilmim var ne amelim,
Perisan cümle ahvâlim,
Vesveseyle dolu bâlim,
Sefâat Ya Resûlallah !

Bu Semsî abd-i âbiktir,
Ne etsen ona lâyikdir,
Veli yoldunda sadiktir,
Sefâat Ya Resûlallah !

   

Kategori: İslam Alimleri ve Evliyalar

hep haber

Benzer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

hepsaglik